DOLAR 8,3465
EURO 9,6728
ALTIN 504,359
BIST 1112,37
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Kırşehir 15°C
Çok Bulutlu

Abdal Aşiretimiz ve Davulcu Adem GÖÇER

Yaşar Şahin
Yaşar ŞAHİN: Emekli öğretmen, Şair ve Araştırmacı. Bu zamana kadar çok sayıda gazete ve dergide makaleleri yayınlandı. Kaman tarihi, kültürü ve yaşantısı üzerine çok fazla kaynak ve bilgiye sahip.
18.02.2020
115
A+
A-

Abdallar, Oğuz Türklerinin Çavuldur (Çavdar) oymağı Türkmenleridir.

Abdallar, Oğuz Türklerinin Çavuldur (Çavdar) oymağı Türkmenleridir. Türkler, Orta Asya’dan Horasan ve Mezopotamya’ya geldiklerinde Müslümanlıkla tanışırlar, Araplarla kaynaşırlar.

Araplar Türklere Türk-Emin (Türklere güvenilir anlamında) derlerdi.

İranlılar ise konar-göçer Türklere Türk-Man (Man kelimesi Farsçada benzeyen anlamındadır.) Derlerdi.

Türkler Horasan bölgesinden Anadolu’ya göç yoluyla gelmişlerdir. Bunlardan bir kısmı yerleşik düzene geçerek köy kurup hayvancılık ve tarım ile uğraşmışlardır. Bunlara Köylü-Türk derlerdi. Pek çoğu da:

                        Ekin ekme eylenirsin

                        Bağ dikme bağlanırsın

                        Sür koyunu, keçiyi, çek deveyi

                        Gezdikçe beylenirsin.

Deyip konar-göçer olarak dolaşırlar. Siz kimsiniz diyenlere de “Men Türk’üm. (Men kelimesi ben anlamına gelmektedir.)

Türk toplumu; konargöçer, keçi, koyunla uğraşanlara Türkmen, deve ile uğraşan, taşımacılık yapan Türkmenlere de Yörük, Türkmen toplulukları içinde marangoz, berber, dokumacı, sünnetçi, çalgıcılık, oyunculuk yapan, masal söyleyip şiir, destan, türkü okuyanlara da Abdal derlerdi.

ABDAL

Abdal kelimesinin sözlük anlamı Allah’a yakın olmaya çalışan derviş, sufi, veli, bilge kişi demektir.

Tarihimizde Dede Korkut’tan sonra Abdal Musa, Kazak Abdal, Kaygusuz Abdal, Kalender Abdal, Pir Sultan Abdal gibi bilge kişiler abdal sıfatıyla adlandırılmışlardır.

Abdallar, abdal sözcüğünden hoşnut olmazlar. Toplum bu sözü “aptal” olarak yanlış kullandığından kendilerini teber olarak adlandırılırlar. Teber, Farsça küçük balta anlamındadır. O dönemlerde herkes silah, kılıç, kama ile dolaşırken abdallar mesleği gereği küçük balta taşırlardı. Gittikleri yerlerde ağaç kesip davul kasnağı ve çalgı aleti yapımında keski aleti olarak kullanırlardı. Kendi aralarında da teberce dedikleri Türkçe Farsça karışımı 300-400 sözcükten oluşan kendilerine özgü bir dil konuşurlardı.

Horasan’dan Anadolu’ya gelen Bey Dili Türkmen aşiretinin 80.000 çadırından 4.000’i çadırı abdal topluluğuydu. Abdallar Anadolu’ya bir Türkmen Beyi olan Yağmur Dede’nin himayesinde gelip Çukurova ve Orta Anadolu’ya yerleşmişlerdi. Yağmur Dede’nin Türbesi Konya’dadır.

16. yüzyıl çalgıcılık, oyunculuk ve eğlencenin günah dendiği ve iyi gözle bakılmadığı dönemdir.

Sadrazam Nevşehirli İbrahim Paşa’nın zamanında (1718-1730) Nevşehir imar edilir. Adana ve Kayseri bölgesinden beyaz toprak (kireçli toprak) getirmek için Çukurova ve Bozok (Yozgat) bölgesinden işçi ve deveciler getirtilir.

Bunlarla birlikte Erciyes Dağı ve Hasandağı’nı yaylak Aksaray, Kırşehir ve Nevşehir Bölgesini kışlak olarak kullanan konargöçer Türkmenlere iskân emri çıkartılarak yerleşik düzene geçmeleri zorlanır. Kırşehir bölgesine; Yabanlı, Karacayurtlu (Karacakurt-Karacakürt), Karaduraklı, İnceboyunlu, Savcılı, Sıdıklı, Çadırlı ve Yağmurlu aşiretleri yerleştirilir. Yağmurlu Aşireti, Yağmur Dede’nin mensubu olduğu topluluktur.

Bu aşiretlerin içerisindeki Abdallar da Avanos, Hacıbektaş, Kozaklı, Kırşehir, Kaman, Keskin ve Koçhisar bölgelerinde de yerleşik düzene geçerler. Hacıbektaş’ın Yenice, Kozaklı’nın Karahasanlı, Gülistan, Çiçekdağı’nın Kırtıllı, Yozgat’ın Kırıksoku, Haymana’nın Büyük ve Küçük Çekirge Köyleri Abdal topluluklarının kurdukları köylerimizdir.

Diğerleri de Boztepe kırsalında, Yağmurlu’nun Abdal Deresi, Meşeköy’ün Abdal Arılığı, Keskin’in Konur Dağı’nın güney yamacında Abdal Ağılı, Köprüköyü ile Tilkili Köyü’nün arasındaki Abdal Çayırı, Koçhisar’ın Muhlisobası’ndaki Abdal Öreni, Kaman’ın Çal Mevkii ile Yelek Kasabası arasındaki kısma da Abdal Yurdu dendiği bilinmektedir.

18. ve 19. yüzyıl Osmanlı’nın kargaşalık dönemidir. Eşkıyalığın, soygunun, zorbalık ve ev basmanın olağan sayıldığı bu dönemde kırsalda yaşayan Abdallar, yörede sözü geçen ağaların himayesine girip büyük köylere göçmüşlerdir:

Yağmurlu Büyükoba’da Karayusuf Ağa, Meşeköy’de Tıraşlar, Kargın Aşiretinde Selimağa bunların koruyucuları olmuşladır. Ayrıca, Çağırkan ve Hacıaraplı Köylerini de yerleşmişlerdir. Bu yerleşmiş oldukları yerlerde köylünün kullanmadığı ve virane durumundaki evlere yerleştirilirler. Çok sıkıntı ve güçlük çekerler. Ogünlerinden kalma bir atasözümüzde şöyledir: “Abdal’a kar yağacak demişler, zavallı titremeye başlamış”.

1960’lı yıllarda Kaman Belediyesi, Kırşehir Belediyesi ve Keskin Belediyesi Abdallara arsa verip ev yapmalarına destek olmuşlar, Abdal kardeşlerimizde sıcak yuvalarına kavuşmuşlardır.

Abdalların yaşamı Hacı Bektaşi felsefesine uygun bir yaşam biçimidir. Hırsızlık, zina ve yalan affedilmez kusur sayılır. Abdalların en heyecanlı günleri bayram ve düğün günleridir. Bayram namazından sonra yemeklerini alıp bir büyüğün evinde toplanırlar, yemek yendikten sonra bayramlaşıp kucaklaşırlar. Kırgın olanlar kırgınlığını giderir, küslük ve kin yoktur.

Kırşehir, Keskin ve Kaman Abdalları akraba topluluklardır. Kız alıp vermeyi kendi toplulukları içinden yaparlar. Düğünlerinde ise çalgı işini kendileri yerine akraba oldukları diğer yerlerdeki ustaları getiriler, onların düğününe ise buradaki ustalar çalgıcı olarak gider.

Abdalların kayıtlı hiçbir sabıkası yoktur. Kavgacı ve şer insanlar değillerdir, beladan uzak dururlar. Bunla ilgili bir anıda da; “Ustaya sorarlar; Ustam kırlangıç neden yüksekten uçarken birden alçalıyor, alçaktan uçarken de neden yükseliyor, demişler. Ustanın cevabı: O’da bizim gibi beladan kaçıyor, olmuş.”

Çalgıcılığı ise önce aileden öğrenir, sonra bir ustada pişer. Çevrenin düğünlerine çalgıcı olarak gider. Bütün geçimi bunun üzerinedir.

Yiyip, içmeyi ve konuşmayı sever, dostluğu bakidir. Bir atasözümüzde “Abdallın dostluğu köy görünene kadardır” der. Bu sözün içeriği ise Abdal köye düğün çalmaya geldiği zaman tanıdık tanımadık, zengin fakir ayırt etmeden sanatını icra eder, bahşiş olarak ne verirsen onu kabul eder anlamındadır.

Eğitim düzeyleri ilkokul seviyesindedir. Bunun nedeni yaşam koşulları ve çalgıcılık mesleğine küçük yaşta başlamalarıdır. Bunların arasından yetişip toplumda ve Türk Halk Müziğinde ün salan değerli ustalarımızda da şunlardır:

Ustaların ustası Muharrem Ertaş, Yağmurlu Yusuf Usta’nın yanında pişmiştir. Çığırdığı bozlaklar (Bozlak; yavrusunu kaybeden devenin yavrusunu ararken çıkardığı sese bozulamak, denir) yurt dışındaki müzik otoriterlerinin dikkatine çekmiş, sazı ve sesinde Türk Halk Müziğinin tarihsel değeri araştırılmıştır.

Hacı Taşan’ın ilk ustası Muharrem Ertaş olsa da, onu yetiştiren Keskinli Salman (Çöke) Usta’dır. 1945-46 yıllarında Türk Halk Müziğinin büyük araştırmacısı Muzaffer Sarısözen Hoca Keskin’e gelerek Hacı Taşan’ın söylediği usta malı türküleri derlemiştir.

Çekiç Ali, Kaman’ın Meşeköy’ünden Çekiçler kabilesindendir. Sazı kendi ailesinden öğrenmiştir. Âşık Seyfullah’tan feyiz alıp, Âşık Said’in, Âşık Seyfullah’ın ve yöre türkülerini söylemiştir. 1968 yılında İstanbul’da yapılan Türk Folklor Yarışmasında Kırşehir ekibinin başında katılarak sazı, sözü ve ekibiyle Kırşehir’e Türkiye birinciliğini kazandırmıştır.

Kaman’ımızın gururu Davulcu Âdem Göçer’de İstanbul’da yapılan Türkiye Davul Şampiyonasında Kaman ekibinin başında yaptığı gösterilerle ilçemize Türkiye Şampiyonluğunu getirmişlerdir. 2004 yılında Güney Kore’de yapılan Seul Olimpiyatlarında ise ülkemizi davul-zurnalarıyla temsil etmişlerdir.

Ustaların Ustası Muharrem Ertaş’ın ‘Sazımın Emaneti’ dediği oğlu Büyük Usta Neşet Ertaş, babasının ve yörenin usta malı türkülerini seslendirirken 1970’li yıllardan sonra ise kendi eserleriyle ününe ün katmış, içinde bulunduğumuz yıl UNESCO tarafından ‘Dünyada Yaşayan Kültür Hazinesi’ olarak kabul edilmiştir.

Bu kültürel değerlerimiz bazı yazar ve bilim adamları tarafından küçümsenerek Anadolu Çingeneleri ya da Mısır’dan gelen İspanyol Kıpti’leri olarak adlandırılmaya çalışılmıştır.

Davulcu Âdem GÖÇER

Belinde davulu, köy, şehir, meydan ve salonlarda sanatını gösterip kültürümüze hizmet vererek yurtiçi ve dışında ödüller alıp Türkiye Davulcular Şampiyonu olarak Seul Olimpiyatlarında ülkemizi başarıyla temsil etmiştir.

2. Abdallar Şölenindeki konuşmamda;

“Zurnanın iyisi erikten,

Ustanın iyisi bizden çıkar,” demiştim.

UNESCO tarafından “Yaşayan İnsan Hazinesi” seçilmesi hepimizi sevindirdi ve gururlandırdı. Kendisini ve aşiretini kutlar, Kaman Ak Haber Gazetesi ekibi olarak başarılar dileriz.

https://www.kamanakhaber.com/wp-content/uploads/2020/06/REKLAM-ALANI.gif
YAZARIN EKLEMİŞ OLDUĞU YAZILAR
YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.