DOLAR 7,9679
EURO 9,4788
ALTIN 463,717
BIST 1336,12
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Kırşehir 7°C
Parçalı Bulutlu

Abdallık üzerine birkaç söz

11.11.2020
40
A+
A-

Abdallık üzerine birkaç söz

Abdal, Türk tasavvuf kültürünün radikal katmanlarında karşılaştığımız en yüksek manevi makamın adıdır. Yunus Emre’ye Abdal Yunus dendiği gibi Pir Sultan’ın Abdal olarak çağrılması da toplum tarafından sevilip sayılan Yunus Emre ve Pir Sultan’ın en yüksek manevi makamlara layık görülmelerindendir. Türklerin Anadolu’ya göç etmeye başlamalarıyla birlikte abdallık geleneği de Anadolu topraklarına taşınmış ve Osmanlı Beyliğinde ve Osmanlı Devletinin ilk dönemlerinde Batı Anadolu ile Balkanların Türkleşmesinde ve İslamlaşmasında Abdalların ve babaların büyük hizmetlerinin olduğu bilinmektedir. Bu yönde büyük hizmetleri olan Şeyh Edebali’yi ve Geyikli Baba’yı unutmak mümkün değildir.

Beylikler döneminde ve Osmanlı Devleti’nin ilk yüzyılında beylere ve sultanlara yakın olan Abdallar, Osmanlı Devleti’nin 14. Yüzyıl başlarından itibaren sistemli bir merkezi devlet haline gelmesi ve İstanbul’un fethiyle bürokratik bir merkezi devlet olarak Dünya’daki yerini almaya başlamasıyla, yavaş yavaş yukarıda saydığımız sosyal statülerini kaybetmişler, özellikle de halifeliğin Türklere geçmesinden sonra sistemin dışında kalmışlardır.

Abdallar beylerin ve sultanların etrafından uzaklaşıp sistemin dışında kalsalar da hiç bir zaman toplumun dışında olmamışlardır. Özellikle kavmi olarak sahip oldukları yetenekleri sayesinde Türk toplumunun yeri aranan bir parçası olarak, gece gündüz toplum hayatının içinde yaşamışlar fakat sürekli olarak toplumun diğer mensuplarıyla birlikte yaşıyor olmalarına rağmen kapalı bir toplum olarak kalmışlardır. Abdallar kapalı bir toplum olarak yaşadıkları için diğer kabilelerle evlilik ilişkilerini pek kurmamışlar, diğer topluluklardan kız alıp vermemişlerdir. Bu sebeple kavmi ve genetik özellikleri bakımından da kültürel özellikleri bakımından da bu güne kadar pek değişmeden gelebilmişlerdir.

Abdallık gönül deliliğidir; insan veliliğidir. Boşuna Abdal Neşet Ertaş bir sohbetinde “Gönlünüzün hizmetçisiyim; ayağınızın turabıyım” dememiştir. Bir insanın kendisini en fazla başka bir insanın ayağının turabı- toprağı- ve sadece gönüllerinin hizmetçisi olarak görmesi, onda kibrin yok olduğunu, tek işinin hakka hizmet olduğunu göstermez mi? Özellikle Türk İslam kültürüne mensup halk da abdalları kibirsiz, cömert, gönül eri, insan velisi olarak bilir.

Türk kültürünün ve Türk dilinin tarihin derinliklerinden bu güne kadar korunup aktarılmasında masalların, manilerin, türkülerin olduğu kadar bunları sazdan dile, dilden gönüle aktaran Abdalların önemi çok büyüktür. Türk halk müziği olarak bildiğimiz Anadolu müziği günümüzün yozlaştırıcı etkilerine rağmen hala yaşıyorsa bunun en önemli sebebi insan velisi, gönül delisi olan Abdallardır.

Abdalların bildiğimiz diğer popüler sanatçılardan farklı olarak kendilerine ait sanatsal disiplinleri olduğu gibi kavmi özellikleri diyebileceğimiz Abdallara özgü gırtlak yapıları, saz ve söz özellikleri vardır.

Abdalların kavmi olarak sahip oldukların ses genişliği, ses rengi ve ses tınısı ile kendilerine özgü olan seslerini kullanma tekniği başka bir toplumda yoktur. Özellikle Kırşehir, Kaman, Keskin ve Çiçekdağı-Yerköy bölgesinin Abdallarının bu özellikleri diğer bölgelerde yaşayan abdallarda pek görülmez. Kırşehir, Kaman, Keskin, Çiçekdağı, Kırıkkale bölgesinde bir Abdal türkü çalıp söylüyorsa siz türküyü çalıp söyleyen şahsı görmeseniz bile söyleyenin ses yapısından, sesinin renginden ve çaldığı sazın akordundan, türküyü çalıp söyleyenin Abdal olduğunu kolayca anlarsınız.

Gezgin sanatçılar olduklarından anonim türkülerin derlenmesinde ve nesilden nesile aktarılmasında Abdalların çok büyük hizmetleri olduğu gibi yaşadıkları ve görüp duydukları olayları türkülere aktararak hatıraları sonsuza kadar yaşatmakta da ustadırlar.

Yazımızın başında Abdal terimine yüklenen tasavvufi anlamdan bahsetmiştik. Bu gün değişen sosyal yapılar sebebiyle bu anlamın önemini yitirmeye başladığı düşünülse bile bunun doğru olmadığı, hemşerilerimiz Muharrem Ertaş, Neşet Ertaş, Hacı Taşan, Çekiç Ali, Bahri Altaş, Seyit Çevik, Âdem Göçer, Özdemir Göçer ve diğer Abdalların türkülerinin sonsuza kadar Türk kültüründeki yerini koruyacağına, sonraki nesilin de Abdallık geleneğini yaşatarak Türk kültürüne hizmet etmeye devam edeceğine inancımız tamdır.

https://www.kamanakhaber.com/wp-content/uploads/2020/06/REKLAM-ALANI.gif
YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.