DOLAR 7,831
EURO 9,2899
ALTIN 483,062
BIST 1210,41
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Kırşehir 21°C
Parçalı Bulutlu

Bekri İmam Olmuş Dersin, Onlar Durumu Anlar(!)

19.06.2019
180
A+
A-

1593-1634 yıllarında Sultanahmet’te yaşayan Bekri Mustafa’nın adını, herhalde duymuş olmalısınız…

Onun, kendini genç yaşında “içki”ye verdiğini, “gece-gündüz içtiği” için Bekri namıyla ün yaptığını ve 41 yaşında öldüğünü belki bilmezsiniz ama Bekri Mustafa’nın “imam” olma hikâyesini herhalde bilirsiniz.

Yorgancı esnafından Ahmet Ağa’nın oğlu olan ve gece gündüz içtiği için Bekri namıyla ün yapan Mustafa 1593 yılında Kadırga’nın Cinci Meydanı ile Küçük Ayasofya Camii arasındaki bir evde dünyaya gelmiştir.

Babasının hali vakti yerinde olduğu için çocukluğu refah içinde geçmiş, beş yaşında iken Küçük Ayasofya Camii yanındaki Mahalle Mektebine eğitime başlamış, burada hıfız ederek Hafız olmuş sonra da Beyazıt Medresesine devam etmiştir. Sabahları Medrese’ye giderken akşamları da babasının dükkânında yorgancılık işini yüklenmişti

18 yaşındayken annesinin de vefatıyla yalnız kalan genç yorgancı bazı arkadaşlarının da ısrarı ile bu dönemde içkiye başlar. Kumkapı’da Agop’un Meyhanesinin başlıca Müdavimleri arasına karışır. Çok geçmeden Medreseyi de dükkânını da bir tarafa bırakan Mustafa Ağa bütün ömrünü gece gündüz bu meyhanede içki içmekle geçirmeye başladığından Bekri namıyla anılmaya başlanır.

Uzun boylu, iri yapılı, geniş omuzlu, pos bıyıklı ve güçlü kuvvetli bir adam olan Bekri Mustafa, son derecede zeki, nüktedan ve hoşsohbettir. Hazır cevaplılığı ve hak bilirliği ile herkesin takdir ve sevgisini de toplamıştı. Bekri Mustafa’nın bu özelliklerini duyan Dördüncü Murat, daha Şehzadeliği sırasında kendisini nedimeleri arasına almış, tahta çıkışından sonra da Saraya dahil olmuştu.

Dördüncü Murat, içki yasağını koyduğu yıllarda dahi Bekri’nin ayyaşlığını hoş görmüş, kendisinden iltifatlarını esirgememişti. Bekri Mustafa’nın bu içki yasağı devirlerine ait pek çok fıkrası vardır.

Hikâye şöyle:

Bekri Mustafa, yoksul bir mahallede “Küçük Ayasofya Camii”nin önünden geçmektedir. O sırada musallada bir tabut vardır, fakat namazı kıldıracak imam ortalarda yoktur. Cemaatin beklemekten canı sıkılır ve başında kavuğu, sırtında cübbesiyle oradan geçen Bekri Mustafa’yı “hoca” zannederek namazı kıldırmasını söylerler.

“Yok, ben hoca değilim” dese de, dinlemezler ve zorla öne geçirirler. Bekri Mustafa namazı kıldırdıktan sonra tabutun örtüsünü açar ve ölünün kulağına bir şeyler fısıldar. Cemaat, ölüye ne söylediğini merak eder.

Bekri Mustafa gülerek cevaplar: “Sen şimdi aramızdan ayrılıp ahrete gidiyorsun. Eğer orada, bu dünyanın ahvalini sana sorarlarsa, Bekri Mustafa Ayasofya’ya imam oldu dersin. Onlar durumu anlar…” der.

Hikâye böyle.

Aslında her zaman Bekri Mustafalar olagelmiştir. İşin ehline verilmediği, yetenek ve kabiliyeti, liyakat ve ehliyeti olmayan, yapacağı işin vizyon ve ufkundan uzak kişilerin iş başı yaptığı hep görülmüştür.

İnsanlığın sultanı Peygamber Efendimiz (SAV), “İş ehline verilmediği zaman kıyameti bekleyin” der. Yani büyük kıyamet olmasa da o işin kıyameti yakındır.

Değil mi ki, işin ehline verilmemesi akla ziyandır. İşin aslını bilenlerin bulunduğu bir ortamda ehil olmayanlara işlerin verilmesi normalde düşünülemez. Ama ortalığı kesif bir cehalet kaplamış, gerçekler ters yüz edilmiş, fitne fesat ortalığı kaplamışsa, işler kapanın yani ehil olmayan kimselerin elinde kalır. Bu da toplumlar için bir çeşit kıyamet demektir.

Burada “iş” ten maksat insanlık için gerekli her türlü görev ve faaliyeti içine alır. Ancak en önemlisi yönetimde görev almaktır.

Günümüzde liyakat ve ehliyetin önemi çok dile getirilmiş olsa da uygulamada maalesef yanlışlar yapılmaya devam ediliyor. Yakını olanlar, dayısı olanlar, grubu olanlar, parası olanlar bir yolunu bulup layık olmadıkları, geldikleri görevin gerektirdiği yetenek ve kabiliyete, eğitim ve vizyona sahip olmadıkları halde bir yere gelebiliyorlar.

Bu durum; hoşnutsuzluk, uyumsuzluk, kargaşa, maddi kayıplar ve hizmetlerin aksamasına neden oluyor. Meşhur deyimle “tüyü bitmemiş yetim hakkı”nın ihlali de cabası…

https://www.kamanakhaber.com/wp-content/uploads/2020/06/REKLAM-ALANI.gif
YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.