Bir Gülistan Hikâyesi

15.04.2020
167
A+
A-

Bizim halkımızın gerçekten çok büyük bir bilgelik yanı var. Her bir atasözünün tam bir bilgeliğin ürünü olduğu konusunda hiçbir endişem yok.

Batı felsefesinde Aristo’nun, Sokrates’in, Platon’un, Gothe’nin veya Çin’li çok meşhur Konfiçyus’un ve diğerlerinin yıllarca felsefe okullarında okuduktan sonra yazıp söyledikleri sözlerin birçoğu Türklerin ataları tarafından çoktan söylenmiş; hem de söyleyeni belli değil; yazanı belli değil, ama herkes tarafından bilinip, söyleniyor.

Söz gelimi Rhonda Byrne adındaki bir filozof diyor ki: “Çekim yasası yapışkandır. Başkasının iyi şansına sevindiğinizde onların iyi şansı size yapışır. Başka bir insandaki bir şeyi beğendiğinizde ya da takdir ettiğinizde o özellikleri kendinize yapıştırırsınız. Ama biri hakkında olumsuz düşünür ya da konuşursanız o olumsuzlukları da kendinize yapıştırırsınız ve hepsini hayatınıza alırsınız.” Bu sözü bu kadar uzatmaya gerek var mıydı? Biz Türk’ler gibi “İyi diyelim, iyi olalım,” deseydiler her şey daha güzel ve daha detaylı anlatılmış olmaz mıydı?

Bu söylediklerimiz, tabii ki işin şakası. Fakat her insanın iyi dileği iyiliği, kötü dileği de kötülüğü çekiyor. Bu yüzden kendimizi hep iyilik içinde bulmak istiyorsak, hem kendimiz için, hem de başkaları için iyilik dilememiz gerekir.

“Gülme komşuna, gelir başına” şeklinde söylenen atasözümüzde de, kendin için iyilik istiyorsan, komşun için de iyilik dile ki, iyilik sana da bulaşsın denmek istenmiştir.

Mevlana Celalettin-i Rumi de bu konuda:

“Kardeşim sen düşünceden ibaretsin,

Geriye kalan et ve kemiksin.

Gül düşünür, gülistan olursun,

Diken düşünür, dikenlik olursun,” diyor.

Ne dersiniz?

Gülistan olmak için, gülü mü düşünelim; yoksa dikeni düşünüp dikenlik mi olalım?

Karar sizin.

Sağlıkla kalın.

İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR  Öğretmen Yaşar Şahin Sokağı
YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.