DOLAR 8,3465
EURO 9,6728
ALTIN 504,359
BIST 1112,37
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Kırşehir 21°C
Sağanak Yağışlı

Çanakkale Geçilemedi

Mümtaz Boyacıoğlu
Mümtaz BOYACIOĞLU: Emekli öğretmen, Şair, Yazar ve Araştırmacı. Bu zamana kadar çok sayıda gazete ve dergide makaleleri yayınlandı. Kaman tarihi, kültürü ve yaşantısı üzerine çok fazla kaynak ve bilgiye sahip. Ülkemizdeki ilk Abdallar Derneği Kurucu Başkanı ve ilk defa Abdallar Festivalinin organize eden kişi. Yayınlanmış 4 adet kitabı mevcuttur.
24.03.2020
202
A+
A-

Çanakkale Geçilemedi

1 Kasım 1914 Osmanlı Devleti, itilaf devletleriyle Birinci Dünya Savaşı’na katılmıştır. İtilaf devletlerin yenilmesiyle bizde yenilmiş sayıldık.

Yıllardan beri Osmanlı toprağında ve İstanbul’da gözü olan İtilaf devletlerinden Fransa ve İngiltere birlikte hareket ederek Osmanlı’ya savaş açar. Amaçları, Boğazları ve İstanbul’u alarak Osmanlı Devleti’ni savaş dışı bırakmaktır.

15 Şubat 1915 de, 12 savaş gemisiyle, İngiliz yüzbaşısının ateş komutuyla başlatılan ÇANAKKALE SAVAŞI, I. Dünya Savaşı sırasında 1915-1916 yılları arasında, Gelibolu Yarımadası’nda Osmanlı İmparatorluğu ile İtilaf Devletleri arasında yapılan deniz ve kara savaşlarıdır.

* * *

18 Mart 1915 Çanakkale de Fransız ve İngiliz’ler yaptıkları deniz saldırılarıyla başarılı olamayıp geri çekilmek zorunda kalırlar. İşte bu gün, yani 18 Mart 1915’te Çanakkale deniz zaferlerinin kazanıldığı gündür.

Vatanı savunan askerlerimiz ve komutanları, canlarını dişlerine takarak var güçleriyle karşı koymuşlardır. Bu konuya en güzel örnek Koca Seyit’in başarısıdır. Çok kritik bir zamanda bakın neler oluyor;      

İtilaf Devletlerinin ağır top saldırılarıyla bizim topun ray sistemi tahrip olur. Topumuzun çalışmamasına üzülen Koca Seyit, 276 kiloluk topun, cephaneliğin kapısındaki kaldıraçta bağlı olarak havada asılı durmasına dayanamayıp arkadaşlarına işaret eder; “mermiyi sırtıma verin,” der.     

Sağda solda mermiler patlayıp üzerlerine taş toprak yağarken içlerinden biri duygulanıp gözlerinden ip gibi yaşlar akıtarak ezan okumaya başlar.

Cephaneciler, “bunu taşıyamazsın Seyit,” derler. Seyit’in içi dolup taşarken bağırır;

“Ne demek taşıyamazsın? Düşmanın bu canavar gemisi kurtulup, bizim topumuz boynu bükük mü kalacak? Siz verin! Haydi, çabuk!” der.

Koca mermiyi usul usul Koca Seyit’in sırtına indirirler. Mermiyle birlikte yere kapaklanır diye mermiyi kaldıracın askılarından ayırmazlar. Seyit iki eliyle, anasını kucaklar gibi mermiyi kavrar, tartar. Kemikleri zangırdayarak, eklemleri ezilerek, dizledi titreyerek zorlukla da olsa ayakta durabilir. Mermiyi çözerler. Damarları çatlayıp burnundan kan boşanarak besmele çekip yürüyerek mermiyi topun asansörüne yerleştirir.

Kanayan burnunu koluna silip koşup gelerek ikinci ve üçüncü mermiyi de asansöre koyup oraya çöker. Peş peşe atılan top mermileri ile yara alan İngiliz gemisi yana doğru yatıp sürüklenirken Nusret Mayın Gemisinin döşediği mayınlardan birine çarpar. Göğü çatlatacak şekilde bir patlamanın ardından İngiliz gemisi, tüm subay ve askerleriyle 2 dakika içinde gözden kaybolur.

İngiliz gemisinin batışını izleyen Koca Seyit ve arkadaşlarının ne ağrıları kalır ne de sıkıntıları. O an ki sevinci görmek, yaşamak gerekir.

* * * 

Çanakkale Boğazını geçmeye kalkan İngiliz ve Fransız donanması ağır kayıplar verince Gelibolu Yarımadası’na asker çıkarmaya başlarlar.

Yurdun çeşitli yerlerinde büyük başarılar gösteren M. Kemal Çanakkale’de 19. Kolordunun başına atanır. Göreve başlar başlamaz kısa sürede, askerin eğitim, tertip ve düzeniyle yakından ilgilenip moral vererek savaşa hazırlar. Gelibolu’nun tüm tepelerinde, yamaçlarında, Arıburnu’nda, Conkbarı’nda Anafartalar’da Gelibolu’ya çıkmaya çalışan düşman kuvvetlerini durdurur. Mustafa Kemal, başarılarından dolayı Albaylığa yükselir.

Gelibolu’da askerler yaptığı birçok süngü savaşlarında boğuşurken yırtılmış, kirlenmiş üst başıyla, altı delinmiş postallarıyla, yokluk ve sıkıntı içinde bile vatanlarını koruma direnç ve inançlarından hiçbir şey kaybetmezler. Buldukları her fırsatta yırtık ve söküğünü dikerek, yamayarak, tamir ederek bir sonraki savaşa hazır olurlar.

* * *

Anadolu’da askerin durumunu hisseden, yüreğinde yaşatan, vakarlı ve yoksul Sultan Nine, Kastamonu askerlik şubesine gelir. Saygı gösterip odaya alırlar. Yaşlı nine asker selamı vererek masaya yaklaşır. “Askerimiz büyük zafer kazanmış, mübarek olsun.  Kocam büyük Rus seferine, oğlum Yemene gittiydi. Dönünce giyerler diye onlara çoraplar ördüydüm. Dönmediler.” Torbasından bir küçük temiz bohçayı masaya koyup özenle içinden çıkardığı işlemeli dört çift yün çorabı komutana verir. “Ne olur, bunları gazi evlatlarıma yollayın,” diyerek oradan ayrılır.

* * * 

Birinci Dünya savaşının en kritik zamanında, Çanakkale Boğazına yapılan çıkarmalarda, Anafartalar Grup Komutanı olan Albay M. Kemal, 10 Ağustos 1915 günü Saat 04.30′da Conkbayırı’nda kırbacı ile taarruz emri verdikten kısa bir süre sonra harekatı tepe üzerinde izlerken bir şarapnel parçası göğsünün sağ tarafına isabet eder. Ancak göğüs cebinde bulunan saati onun hayatını kurtarmıştır. Durumu gören silah arkadaşlarının telaşları üzerine Mustafa Kemal eliyle sus işareti yaparak durumu askerlerden gizler.

Mustafa Kemal, Anafartalar’da, Kireçtepe’de, II. Anafartalar’da ve Conkbayırı’nda kazandığı zaferlerle Türk Ulusunun onurunu İtilâf Devletlerine karşı korumasını bilmiştir.

Hatta cephelerde askerleriyle iç içe ve çoğu yerlerde onlardan bile ilerde, et-tırnak gibi yakın olan M. Kemal bir komutunda; “Ben size taarruzu emretmiyorum, ölmeyi emrediyorum!” emri ile askerlerinin direnişini ve umutlarını güçlendirir. Bu aralar birliklerine yeni katılan askerlere de, eskileri; “hoş geldiniz” derken uyarırlar. “Burada bir adım geri gidilmez, ona göre!”

Çanakkale’de bir kahramanlık destanı yazan M. Kemal,  İtilâf Devletlerine “Çanakkale geçilmez!” dedirtmiştir.

* * *

İngilizler ve Fransızlar ardı arkası kesilmeyen çıkarma denemelerinde kanlı savaşlar sonrası her iki tarafta binlerce ölü – yaralı ve harap viran bir ortam bırakıldı.

M. Kemal’in birliği ile Anzak’lar arasında çok önemli çatışmalar, hatta süngülerle de yakın mesafe çarpışmalarında, her taraf yeni kaybettikleri silah arkadaşlarının acısı yüzünden birbirlerine nefretle bakarlar.

Kıyasıya savaşta bile Türklerin yardımsever ve barışçı yanını şu örnekte daha açık görebiliriz.

Önemli bir çatışma sonrası siperlerinde sessiz bekleşirlerken Anzak siperlerine yakın bir yerde kalmış yaralı bir Anzak subayı sızlanır, ağlar, bağırarak yardım ister. Bu haykırış ve yakarışa dayanamayan Türk siperlerinden bir tüfeğin ucuna takılmış bir beyaz gömleğin sallandığı fark edilir. En yakın Anzak subay ve erleri, “bu olayın anlamı nedir? Türkler durup dururken teslim mi oluyorlar?” Düşüncesiyle tüfeklerini kurup dikkatle beklerler. Uzun boylu bir Türk askeri siperden silahsız olarak çıkıp bir süre bekleyip, sonra sesin geldiği yana doğru cesetlere, ölü ve yaralılara basmadan yaralı Anzak subayını kucağına alarak Anzakların siperinin önüne bırakır. 

Türkün ne yapmak istediğini anlayan, elleri tetikte Anzaklar heyecandan ve saygıdan solukları kesilip, dilleri tutulduğundan bir teşekkür bile edemezler. Asker telaş etmeden siperine döner.

Yaralı subayı yavaşça siperlerine aldıktan sonra günlerce bu olay konuşulur, İngiliz propagandası sarsılmaya, Anzakların Türklere karşı bakışı da değişmeye başlar.

* * *

Avustralyalı savaş muhabiri C.E.W. Bean, 8 Ağustos 1915 günü günlüğüne bakınız neler yazar?” Bu topraklara basalı 15 hafta oluyor. 100 Türk ve 2 Alman esirinin kaldığı barınağın etrafına benzin döküp yaktılar. Dev alevler karşısında zavallı esirler tutukevinin uç köşesine üşüştüler. Bu görüntüye İngilizler ve Avusturyalılar da gülüyordu. Oysa Türkler esir düşen subay ve erlerimize olağanüstü iyi davranıyorlardı.”

* * *

57. Alay Komutanı Yarbay Hüseyin Avni Bey; “M. Kemal sayesinde durumumuz biraz iyileşti. Ben de izine gideceğim,” der. Öğleden sonra 57. Alay karargâhına düşen rezil bir obüs mermisi Yarbay Hüseyin Beyi şehit eder. Acı haberi bin bir güçlükle ve boğazı düğümlenerek, M. Kemal’e Cevat Abbas Bey bildirir. Bu acı haberi duyan M. Kemal inanmamış gibi Cevat Abbas Beyin gözüne bakar. Sonra ağır ağır gözleri dolar, taşar, gözyaşları yüzüne akmaya başlar.

Taştan, demirden sanılan, o yorulmaz, uyumaz, acıkmaz, kurşun işlemez komutan da ağlar. Bu acı olaya genç subaylar da pek çok ağlarlar. Başta komutanları olmak üzere Karakol Dağı-Kireçtepe için şehit düşmüş bütün kahramanlar anısına, boş mermi kovanlarından bir anıt dikerler. Kadri Beyin öğüdünü anımsayarak aralarında bu anıta bir de ad verirler. “Uyuma ey TÜRK!”

                                                                       * * *

Arıburnu, 1. Anafartalar ve Conkbayırı zaferlerini kazandıran komutan üç kez Çanakkale’yi korumuş, İstanbul’u kurtarmıştır.

Büyük zaferler kazanan M. Kemal’in başarısı pek gösterilmese de adı İstanbul’da ve Anadolu’da yayılmaya başlar. Yahya Kemal Bey, İleri gazetesi sahibi Celal Nuri Beye, “Birinci sayfaya M. Kemal Bey’in bir resmini koysana..” der. “..zaferin sahibini milletten saklamak, böyle bir zafer kazanan insanı yüceltmemek milli bir günahtır.”

Celal Nuri Bey araştırıp M. Kemal’in bir resmini bulur, klişesini yaptırır, birinci sayfada yer vererek altını da kendi yazar. Tam baskıya geçilirken birkaç sivil giysili adam gelerek, “Başarı askerindir. Kişiyi sivriltmeye gerek yok,” derler. Celal Nuri Bey; “Anladım,” der.

                                                                       * * *

Mustafa Kemal, Çanakkale Muharebeleri’nin eski şiddetini kaybettiği 1915 yılının son aylarında, son bir taarruzla düşmanı tutunduğu kıyılardan da sökerek onu tam mağlûp duruma düşürmek görüşündedir. Ancak bu teklifi, Ordu Komutanı Liman VonSanders tarafından, düşmanın da kıyıdan yapacağı topçu ateşinin ağır zayiat verdirebileceği endişesiyle benimsemez.

Artık bu cephede yapacak bir şey kalmamıştı. Mustafa Kemal, 10 Aralık 1915’te “Anafartalar Grubu Komutanlığı”nı, Fevzi (Çakmak) Paşa’ya bırakıp izinli olarak Çanakkale’den ayrılıp İstanbul’a döner.

Türk ordusunun I. Dünya Savaşı’nda zafer kazandığı tek cephe Çanakkale Cephesi olmuştur. Bu cephe, İtilaf Devletleri’nin saldırısı sonucu açılmış, aylarca süren çıkarma ve savaşlar sonucu ilerleme kaydedemeyen İngilizler nihayet 1915 yılı Aralık sonunda müttefikleriyle beraber Çanakkale’den çekilirler.

Düşmanların Çanakkale Boğazı’nı geçememesi, İstanbul’un işgalini önlemiş; İngilizlerin, Marmara ve Karadeniz üzerinden müttefikleri Rusya ile bağlantı kurma hayallerini söndürmüştür.

Çanakkale Savaşları, her iki tarafın da arkada çok ağır kayıplar vermesiyle ve İtilaf Devletlerinin geri çekilmeleriyle sona ermiştir.

                                                           * * *

Mustafa Kemal Atatürk! Her zamanki büyüklüğünü bakınız insanlığa nasıl gösteriyor.

“Yurtta Barış, Dünyada Barış!” ilkesiyle hareket eden, bu ilkesiyle bütün dünyaya örnek olan büyük devlet adamının yurdumuzda bizimle çarpışan ve bizim topraklarımızda kalan düşman askerlerinin annelerine yazdığı yazının orijinali ile Avustralyalı bir annenin verdiği cevap pek çok şey anlatıyor bizlere.

Atatürk’ün düşman askerlerinin annelerine yazdığı yazı: “Bu memleketin topraklarında kanlarını döken İngiliz, Fransız, Avustralyalı, Yeni Zelandalı, Hintli kahramanlar!

Burada, dost bir vatanın toprağındasınız. Huzur ve sükûn içinde uyuyunuz. Sizler, Mehmetçiklerle yan yana, koyun koyunasınız.

Uzak diyarlardan evlatlarını harbe gönderen analar! Gözyaşlarınızı dindiriniz. Evlatlarınız bizim bağrımızdadır.

Huzur içindedirler ve rahat uyuyacaklardır. Onlar bu topraklarda canlarını verdikten sonra, artık bizim evlatlarımız olmuşlardır.” 

1934 Mustafa Kemal ATATÜRK   

Avustralyalı bir annenin cevabı: “Gelibolu topraklarında yitirdiğimiz evlatlarımızın acısını, âlicenap sözleriniz hafifletti. Gözyaşlarımız dindi.

Bir ana olarak bana, bir güzelim teselli bahşetti. Yavrularımızın sonsuz uykularında, huzur içinde dinlendiklerinden hiç kuşkumuz kalmadı.

Majesteleri kabul buyururlarsa bizler de kendilerine Ata demek istiyoruz. Çünkü yavrularımızın mezarları başında söylediğiniz sözler, ancak bir öz babanın sözleri gibi yüce, ilahi. Evlatlarımızı bir baba gibi kucaklayan büyük Ata’ya tüm analar adına şükran, sevgi, saygıyla…”

Avustralyalı bir anne

https://www.kamanakhaber.com/wp-content/uploads/2020/06/REKLAM-ALANI.gif
YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.