DOLAR 7,831
EURO 9,2899
ALTIN 483,062
BIST 1210,41
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Kırşehir 21°C
Parçalı Bulutlu

Kaman Eşkiyaları

Yaşar Şahin
Yaşar ŞAHİN: Emekli öğretmen, Şair ve Araştırmacı. Bu zamana kadar çok sayıda gazete ve dergide makaleleri yayınlandı. Kaman tarihi, kültürü ve yaşantısı üzerine çok fazla kaynak ve bilgiye sahip.
14.10.2020
163
A+
A-

Kaman Eşkiyaları

Meşeköylü Eşkiya Yamin Ağa

1900’lerin başında Kırşehir Kaman’a bağlı Meşeköy’de dünyaya gelen Yamin Ağa, Türkmenlerin Boynuinceli Aşiretine mensup olup Tıraşlardan Salih Ağa’nın oğludur.

Yamin Ağa’nın mensup olduğu Kırşehir’deki Boynuinceli aşiretine bağlı köyler şu isimlerle anılmaktadır: Merkeze bağlı Karadurak, Yeşilli, Uzunaliuşağı. Kaman’a bağlı Meşeköy, Tepeköy, Karahabalı, Fakılı, Erbişim.

1917 yılında otorite boşluğundan yararlanmak isteyen eşkıyabaşı Dişi Kitli, Yamin’in babası Salih Ağaya adamlarını gönderip iki çömlek altını haraç istemiştir. Bunu duyan Salih Ağa’nın 16 yaşlarındaki oğlu Yamin, babasına haraç vermemesini tembihleyip gelen eşkıyalara ağır sözler söyleyince Dişi Kitli’nin adamlarından birisi; “Salih Ağa, senin bu bıyığı terlememiş delikanlıyın ağzına öyle bir acı gem vurmak gerekiyor ki bir daha ağzından böyle sözler çıkmasın,” deyip tehditkâr bir tavırla çıkıp gidiyorlar ve durumu Dişi Kitli’ye bildiriyorlar.

Buna kızan Dişi Kitli, Yamin’i öldürmek ve haraç almak için yedi adamını Meşeköy’e yollar. Köyün basılacağını anlayan genç Yamin, akrabalarını silahlandırıp köyün girişinde bulunan boş buğday kuyularının içine mevzilendirdikten sonra kendisi de köy mezarlığındaki taşların arasına pusuya yatar.

Yamin’in pusuya yattığı boğaz bölgesinde Dişi Kitli’nin adamları köyü basınca, Yamin ile eşkıyalar arasında çatışma çıkar, iyi silah kullanan ve pireyi gözünden vuran genç Yamin, Dişi Kitli’nin üç adamını oracıkta vurup öldürür, bir tanesini de ağır yaralar.

Akrabalarıyla birlikte kaçan diğer eşkıyaların peşine düşüp Ömerhacılı köyünün arazisinde bunları çembere alan Yamin, akrabalarına ‘Siz ateşe devam edin, ben onları iyice kıskaca alıp teslim olmalarını sağlayayım,’ der. Eşkıyaların üzerine hücum eden Yamin’in adamları, yerlerinin belli olacağından korkup ateş etmezler. Çaresiz kalan Yamin, geri dönüp adamlarına “Neden ateş etmediniz? Yoksa niyetiniz beni eşkıyaya öldürtmek mi?” diye çıkışıyor. Kendisini kontrole alan Yamin, eşkıyaya tekrar hücum edip onları teslim alıyor, Ömerhacılı köyüne götürerek bunları muhtara teslim ediyor. (1)

Bu olaya kızan Dişi Kitli, kendi köyüne yakın olan Tatar köyünden Yamin Ağa ve akrabalarına ait koyun ağıllarının terk edilmesini söyleyip Tıraşlarla mücadelesini sürdürmek ister. Yamin ve akrabaları ile Dişi Kitli arasında bir kaç kez çatışma çıkar, çatışmalar sonun Yamin Dişi Kitli’ye boyun eğmez. Fakat bu kavganın devam edeceğini bilen Yamin ve akrabaları köylerine uzak olan arazilerini başkalarına satarak Tatar köyünden uzaklaşırlar.

Bölgedeki bazı eşkıya grubuyla işbirliği edip onların başına geçen Yamin Ağa’nın ünü, kısa sürede etrafa yayılmıştır. Civar köylerin birinde bir anlaşmazlık çıkınca olay Yamin Ağa’ya bildiriliyor. O da kendi anlayışına göre o işi hemen çözüyordu. Herkes ondan korkar olmuş, bu nedenle devlet kendisini yakalamak için peşine bir jandarma mangası gönderir. Yamin’in İzmir’e gittiğini öğrenen ve kendisini yakalamakla görevli Çerkez Yüzbaşı, İzmir’de Yamin’i yakalayıp trenle Yerköy’e getirmiştir. (2)

Kırşehir’e getirilip cezaevine konan Yamin Ağa, burada bir müddet yattıktan sonra gardiyanlardan birine bir gerdanlık rüşvet verir, ikna edemediği diğer gardiyanı da sarhoş ettikten sonra cezaevinin ahşap tavanını delerek güpegündüz cezaevinden kaçar.

Eşkıya başı Yamin Ağa’nın cezaevinde kaçtığını duyan devlet, diğer eşkıyalar için çıkarttığı vur emri kararını Yamin Ağa için de uygulamaya koymuştur. Yamin’in peşine düşen jandarmalar. Çadırlı Körmehmet köyünden Çolak Ağa’nın Bayram adlı çobanını elde ederler. Bayram, jandarmalara yakalatmak maksadıyla Yamin’i evine davet eder. Kendisine tuzak kurulduğunu anlayan Yamin, bir fırsatını bulup buradan kaçar. Kendisine ihanet eden çoban Bayramı “Necip Yaylası” denilen yerde, yanında Yağmurlu Sarıuşağı Köyünden İbrahim ile birlikte koyun güderken yakalayan Yamin. Bayramı ayağa kaldırır ve “Seni öldürmeyeceğim, süründüreceğim” deyip bacaklarına ateş eder ve oradan ayrılır. Bayram ise kan kaybından ölür.

Bir müddet sonra Yamin yakalanır ve Kırşehir Cezaevine atılır. Çoban Bayram olayının tanığı olan İbrahim Sarı, şahit olarak mahkemeye çağrılmıştır. İbrahim Sarı’nın Yamin’den çekindiğini gören Kurtbeli Köyü ağalarından Ağababa lakabıyla anılan Yusuf Çavuş, İbrahim Sarıya “Korkma, ifadeni doğru ver” der. İbrahim de gördüklerini aynen mahkemede anlatır. Bir ay sonra Kırşehir cezaevinden kaçan Yamin, Yağmurlu Sarıuşağı köyünden Döndüoğullarının evine gelir ve İbrahim Sarı’yı çağırtır. “Sen benim aleyhime şahitlik yapamazdın ama Yusuf Çavuş’un direktifiyle yaptın. Bunu bildiğim için affediyorum demiştir. (3)

Yamin Ağa’nın hanımı Kiraz, ağır hastalığa yakalanmıştı. Yamin, hanımını doktora götürürken Toklumenli Âşık Seyfullah’a rastlamış. Aşığa, Seyfullah benim ağzımda doktora bir şiir yaz da götürüp vereyim. Hanımımı iyi muayene etsin, derdine bir çare bulsun demiş. Âşık Seyfullah doktora şu şiiri yazmıştır: (4)

Şad olup gülmedim bu gönül yasta

Muhtacım bir nefes havaya doktor

Vardı yanınıza bir ceylan hasta

Kavuştur yavruyu şifaya doktor.

Kumral saçın örgüsünü çözmeyin

Neşter vurup nazik teni üzmeyin

Kakülünün tuvaletin bozmayın

Alışkın hatırı safaya doktor.

Ateşi aşkıyla dolu derûnum

Ta ezelden o periye meftunum

O Leyla’dır ben de garip Mecnunum

Alır bu dert beni kifaye doktor.

Kalbi zarif acı merhem sürmeyin

İpek saçlarına makas vurmayın

Naziktir sunanın kalbin kırmayın

Yoktur tahammülü cefaya doktor.

Ağır mıdır hastanenin havası

Acaba derdinin var mı devası

Bozulmasın o yavrunun yuvası

Gayet gayret edin devaya doktor.

Seyfullah’ım der ki bilmem nerdeyim

Yandı sinem bir sönmez nardayım

Kan ağlar gözlerim intizardayım

N’olur bir merhem sür yaraya doktor. (5)

Kaçak olduğu bir gün dağda bir manga askerle karşılaşan Yamin, kendisini bir kayaya siper eder, askerler Yamin’i yakalamak ellerindeki bütün mermileri kullanır. Mermilerinin bittiğini anlayan Yamin, askerlere silahlarını yere atıp teslim olmalarını, yoksa hepsini öldüreceğini söyler. Başlarında Çerkez Yüzbaşının da bulun askerler, silahlarını yere atarlar. Silâhların mekanizmalarını aldıktan sonra “Yüce devletimin şerefi var” diyerek yüzbaşı ve askerleri serbest bırakır.

Günlerce Yamin Ağa’nın peşinde olan ve bu nedenle bazı insanları casus olarak kullanan jandarmalar, Meşe köyünde pusu kurarlar. 18 Mart 1932 günü sabahleyin evinden çıkan Yamin Ağa’yı jandarmalar vurarak öldürürler. Eşkıya başı Yamin Ağa için kendi ağzından şöyle bir ağıt yakılmıştır:

Çıktım yücesine eyledim seyran

Tufan kopmaz sandım boran kış imiş

Dört yanıma baktım görünmez düşman

Bana kurulanlar tuzak al imiş.

Emretti yüzbaşı çalındı tüfek

Çok hamle ettim de tutmadı bilek

Kaderim böyleymiş ey kahpe felek

Ele geniş bana dünya dar imiş.

Çok tembih eyledim zalim Esme’ye

Sağ salim evime varayım diye

Kurşunu yiyince koştum çeşmeye

Yandı şu yüreğim susuz çöl imiş.

Yaşa Tıraşoğlu sen binler yaşa

Jandarmanın elini çıkardın boşa

Cümle alem yandı Yamin Tıraşa

Duysun ahbaplarım dostum yok imiş.

Güldane bacım ağlar karalı düşü

Otuzu geçiyor Yamin’in yaşı

Al kana boyanmış kekili saçı

Fani dünya dolu sandım boş imiş.

Kader böyle imiş yazıldı ferman

Yıkıldım düştüm de kalmadı derman

Yetiş imdadıma emmim oğlu Osman

Fermana karşı gelmek gayet zor imiş.

Hanımım Kiraz da çok ağlamasın

Körpe kuzularımı yetim koymasın

Oğlum kızım benden bir ibret alsın

Eşkıyalık edenin sonu yok imiş. (6)

KAYNAK

1-Mikail Tıraş, Kırşehir Meşeköy Doğ. 1336 İlkokul

2-Hacıbeyoğlu Yusuf Tıraş, Kırşehir Meşeköy Doğ. 1940

3-Nami (Yamin) Sarı, Kırşehir Yağmurlu Sarıuşağı köyü İlkokul

4-Kâni Değirmenci, Kırşehir Toklümen köyü 1933 Doğ. İlkokul

5-Toklumenli Aşık Seyfullah Değirmenci, Kırşehir İl Basımevi 1949. S.48-49

6-Mikail Tıraş, a.g.ş.

ALINTI: Baki Yaşa Altınok, öyküleriyle Kırşehir türküleri, destanları ve ağıtları, 26, Ankara 2003.

* * * *

Eşkıya Dişi Kitli

Eşkıya Dişi Kitli, aslen Kaman’ın Savcılı köyündendi. Pireyi gözünden vuran adamdı. Çok eskiden beri eşkıyalık yapardı. Mülazimevvel (Üsteğmen) Hüseyin Bey (Köymen) Haymanada Askerlik Şubesi Başkanıyken, kendisine bağlı iki jandarmayı Mehmet ve Mustafa Onbaşıları eşkıya Dişi Kitli pusuya düşürüp öldürmüştü. Ölen bu iki jandarma, eşkıya takibinde iken Dişi Kitli’yi Haymana Gölbek’te sıkıştırmışlar, Burumsuz’la, Şerefli köyünün arasında, Dişi Kitli bu iki jandarmayı alınlarının ortasından vurup şehit etmiştir. İki askerinin öldürülmesi Askerlik Şube Başkanı Mülazimevvel (Üsteğmen) Hüseyin Bey’i çok üzmüş, Dişi Kitli’yi öldürmeye yemin etmişti.

Bir müddet sonra Çiçekdağı’nda görevlendirilen Hüseyin Bey, eşkıya Dişi Kitli’yi Çiçekdağı’nın Teflek köyünde kıstırıp öldürmüş, adamları da Aksaray’a doğru kaçıp dağılmışlardır. Eşkıya Dişi Kitli’nin öldürülmesi dolayısıyla söylenen türkü: (1)

Küheylana binmiş gümüşten eğer

Eğerin kaltağı hazine değer

Süleyman hazinesi bende var diye

Terkide heybesi altını sayar.

Mülazim Hüssüyün (Hüseyin) binmiş atına

Kasteylemiş şu zalimin canına

Dişi Kitli haber salmış Çiçekdağı’na

Yalan dünya gayri bana dar diye.

Dişi Kitli Aynalıyı terkiye almış

Çıkmış dağ başına sefaya dalmış

El âlem içinde muarız kalmış

Gece gündüz işim ahu zar diye.

Depiğinen vurdun kapı uçurdun

Mamur konaklarda şarap içirdin

Cahdeyleyip tuttuğunu kaçırdın

O yerlerde benim ünüm var diye.

Onca müfrezeye çaldın tüfeği

Kucağında ağlaşıyor bebeği

Yıktın harap ettin haneyi evi

Anası ağlıyor oğlum vay diye.

Vurduğun Mehmet’in yavrusu Tufan

Mustafa onbaşının karısı tuvan

İki elimiz yakanda rûzu duvan

Ahirette hesap sorgu var diye.

Müfrezeler tuttu her yanı sardı

Mülazim Hüssüyün tüfeği çaldı

Şu Dişi Kitli’nin ciğeri yandı

Yalan dünya bana dar diye. (2)

Kaynak

-Halil İbrahim Uçak, Tarih içinde Haymana. 1985, S.96.-97.

-Kırşehir Destanları, 22.

ALINTI: Baki Yaşa Altınok, öyküleriyle Kırşehir türküleri, destanları ve ağıtları, 26, Ankara 2003.

Not: Yaptığım araştırmaya göre; Dişi Kitli Kaman’ın Savcılı Meryemkaşı Köyü’nden olup, asıl adı Mehmet Şahin’dir.

Haymana-Cihanbeyli-Kulu-Koçhisar-Aksaray-Kırşehir-Çiçekdağı-Keskin-Kaman bölgesinde geçtiği yerlerde soygunlar yapan bir çete reisiydi. Çiçekdağı’nda öldürüldüğü yanlıştır.

Yozgat Boğazlıyan isyanının bastırılmasında Ankara Hükümetinin yanında yer almış ve etkili olmuştur. Bursa-İnegöl cephesinde Hamitli Rıza Bey’in mahiyetinde 80 atlısı ile Yunanlılara karşı 6 ay kadar savaşmışlardır. Ankara hükümetince af edilmiş, köyünde çiftçilikle uğraşıp 1956 yılına kadar muhtarlık yapıp 11.09.1956 yılında köyünde ölmüştür.

Yörede onun için, “Bir kulağı yerde, bir kulağı havada, yerdeki yılanı, havadaki pireyi aynı anda vururdu. Sözünü dudaktan, gözünü budaktan esirgemez bir yapıya sahipti” derler.

(Kaman yöresi yaşlıları, oğlu Şamo ve torunu İsmail Şahin’den alınma.)

* * * *

Silsüpüroğlu Mahir ve Karaca Bey

Cerit Silsüpür aşiretinden Hacı Hasan Bey’in oğlu Karaca, askerde firar edip amcası Hacı Ali Bey’in oğlu Mahir ve diğer amcası Tahir Beyin oğlu Bekir ile eşkıyalığa başlamıştır. Kendisini takip eden müfrezelerden birini ayak bileğinden vurmuş, müfreze Kırşehir’e götürülürken kan kaybından ölmüştür.

45-50 atlısı olan Karaca’yı bir türlü ele geçiremeyen yetkililer, Çerkezlerden bazı kişileri Karaca’nın atlısına katarak yakalamak istemiş. Amcaoğlu Mahir’in ikazlarına, Çerkezler bize bir şey yapamaz deyip kulak asmayan korkusuz Karaca Bey, Mahir ile birlikte dürbünle etrafı kolaçan ettiği bir sırada, Kırşehir Karahıdır köyü yakınlarındaki Buzluk dağında bu Çerkezler tarafından arkadan vurularak öldürülmüş.

Öldürülenler arasında, Güllühöyüklü Kel Nuri, Zabit ve Hasan adlı eşkıyalar da bulunuyordu. Kara Hıdır köyüne dükkandan yiyecek almaya giden amcasının oğlu Bekir kurtulmuş. Molla Osmanlar köyünden Gıcoğun Topal, çatışmada bacağından yaralanmıştır.

Karaca’nın vurulduğunu gören atı, cenazelerin yanına kimseyi yaklaştırmadığı için yetkililer, atını vurduktan sonra cenazeleri Keskin’e getirmiş ancak ailelerine vermeyip, topluca bir derede toprağa vermiştir. Bir müddet sonra, Avanoğlu köyünden bir kişi, Karaca Beyin yüzük ve köstekli saatini taşıdığı için, adı bu olaya karıştığı gerekçesiyle, Karaca’nın kardeşi Fakı Mehmet tarafından köyünden alınarak köy çıkışında vurularak öldürülmüştür.

Karaca ve Mahir için yakılan ağıt:

Şu görünen kahpe Buzluğun dağı

Al kana boyanmış köyneğin ağı

Vurulmuş diyorlar Hamit’in beyi

Alınan vurdular ona yanarım.

Sabahleyin kalktım yerler alaca

Satın, al atımı verin ilaca

Biri Mahir idi, biri Karaca

Alınan vurdular ona yanarım.

Bir odası vardır boyraza karşı

Şen olur Karaca Beyin gezdiği çarşı

Nerde Karaca’nın Mahir’in naşı

Alınan vurdular ona yanarım.

Maşallah mıskasın boynuna takmış

Çifte mavzerini dalına asmış

Kırşehir, Keskin seyrine çıkmış

Hamitli beyini vurdular ona yanarım.

Sabahleyin kalktım yerler yaşımış

Dürbününü boğazında taşımış

Seni vuran Çerkez ne kalleşimiş

Alınan vurdular ona yanarım.

Atlarını bizim ata kattılar

Tüfekleri çalılara astılar

Karaca’mı Mahir ile vurdular

Alınan vurdular ona yanarım.

Sicim bıyık, kara kaşın eğerek

Her indiği yerde kuzu yiyerek

Çerkezler vurmuşlar beyim diyerek

Alınan vurdular ona yanarım.

Dünyada iltifat etmen Çerkez’e

Gayet kalleş olur kovman merkeze

Gafil ölüm tesir etti herkese

Alınan vurdular ona yanarım.

Teyzen döşşek döksün, bibin de yorgan

Seni vuran Çerkezler de sizlere kurban

Daha evlenmedi Karaca’m ergen

Alınan vurdular ona yanarım.

Kuzu bizim amma bize vermezler

Aradaki muzuları görmezler

Yiğitlerin kıymetini bilmezler

Alınan vurdular ona yanarım.

Üç kağnıyı arka arkaya düzdüler

Karaca’mın tebdilini bozdular

Çukurları mezar diye kazdılar

Alınan vurdular ona yanarım.

Çerkezler de pusu kurmuş başıma

Hiç acımaz kurşun atar peşime

Kadınlar ağlaşır vurur döşüne

Alınan vurdular ona yanarım.

Mevlâ’m kahreylesin Çerkez sürüsün

Hiç komasın şu alemde birisin

Elleri kırılsın, kanı kurusun

Alınan vurdular ona yanarım.

Söyleyin Silsüpür beyleri gelsin

Bulsun Çerkezleri ahımı alsın

Aşiret ağlasın yavrular yansın

Alınan vurdular ona yanarım.

KAYNAK

1 – Gürbüz Gürbüztürk, Keskin, 1929 Doğ. İlkokul. Bülent Gürbüztürk, Keskin, 1966 Doğ. Lise.

2 – Murat Başer, Kırıkkale, Yeniyapan Köyü, 1930 Doğ. İlkokul.

ALINTI: Baki Yaşa Altınok, öyküleriyle Kırşehir türküleri, destanları ve ağıtları, 26, Ankara 2003.

https://www.kamanakhaber.com/wp-content/uploads/2020/06/REKLAM-ALANI.gif
YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.