DOLAR 8,3692
EURO 9,7717
ALTIN 504,94
BIST 1114,68
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Kırşehir 21°C
Sağanak Yağışlı

Mehmet Atılgan: “Gece Gökkuşağını Bekleyen Çocuk”

Mümtaz Boyacıoğlu
Mümtaz BOYACIOĞLU: Emekli öğretmen, Şair, Yazar ve Araştırmacı. Bu zamana kadar çok sayıda gazete ve dergide makaleleri yayınlandı. Kaman tarihi, kültürü ve yaşantısı üzerine çok fazla kaynak ve bilgiye sahip. Ülkemizdeki ilk Abdallar Derneği Kurucu Başkanı ve ilk defa Abdallar Festivalinin organize eden kişi. Yayınlanmış 4 adet kitabı mevcuttur.
26.08.2020
71
A+
A-

2000 yılında Kaman Belediyesinde Basın Müdürlüğü görevine başlayan Atılgan’ın, “Çukurova’dan Kaman’a Dadaloğlu” ile “Kaman ve Ceviz” kitaplarını Kaman’da, daha sonraları da “Nazar Boncuğu” isimli kitabını Kırşehir kültürüne kazandırmıştır.

“Gece gökkuşağını bekleyen çocuk” kitabında, 1960 yıllarında küçük bir Anadolu kentinde yaşayan yetim ve yoksul bir aile çocuğu olan Sarı’nın hayata tutunma mücadelesini ve o dönemdeki çocukların yaşam koşullarını konu alıyor. Anadolu’da yaygın çocuk oyunlarının da yer aldığı öykü, 22 küçük bölümden oluşuyor.

Babası, Sarı doğmadan ölür. Otuz yaşında annesi ve kendinden dört yaş büyük ablası ile çileli ve yoksul bir hayatın içinde kalırlar.

Kitapta anlatılan konunun kahramanı Sarı isimli çocuk, küçücük yaşına rağmen, dünyanın tüm yüklerini omuzunda hissederek, masumiyetinin yoksulluktan babasızlıktan ve çaresizlikten kaynaklandığını bilmeden, yaşının üstünde sorumluluk yükünün altında, yarına daha iyi bakmak için gücünün üstünde de çalışır.

Şiddetli yağan yağmurda evin damından sular evin içine akar. Her akan yerde leğenler vardır. Yağmur kesilince bütün çocuklar “Ebemkuşağını” görmek için sokağa fırlarlar. Bir araya gelip ebemkuşağını seyredenler, büyüklerinden duydukları ebemkuşağı efsanelerini anlatırlar. İçlerinden biraz daha büyük ve bilmiş biri, “Mavu’nun babaannesi, Fadime Hala derki, Gece ay ışığında ebemkuşağı görenlerin evinde tüm sıkıntıları, dertleri sona erer, huzur olur, mutluluk olur, Hızır bereket yağdırırmış,” Sarı her yalnız kaldığında, geceleri gökkuşağını görebilmek hayallerine dalar gider.“Keşke her akşam yağmur yağsa, anam ve ablam ile beraber bakıp görsek ebemkuşağını da, tüm sıkıntılardan kurtulsak.”

Sarı, gökkuşağı ve oyunları arasında hayal dünyasına gider gelir, gelir gider.

Bunca yükün altında ezile büzüle simit satarak ve kahvede garsonluk yaparak aile bütçesine katkıda bulunan Sarı, fırsat buldukça da arkadaşları ile oyun oynamaya da zaman ayırır.

1.Oyun: Yazar, Kırşehir ve çevresi oyun kültürünü, Sarı ile yaşıtlarının oynadıkları oyunlarda sergiler. Aşşık oyunu, oynanan oyunların birinci sırasında yer alır. Koyun ve keçilerin dizlerinden çıkan aşşık, Kurban Bayramlarında koyun ve keçi kesenlerden alınır. Dikdörtgen prizmaya benzeyen kemikle oynanan bir oyun. Aşşık ile oynanırken, aşşıkın yüz isimleri olan “tok,çik, obban, mire” sözcükleri çok duyulur.

2. Oyun: Beş altı kız toplanarak ve sayışarak ip tutacak kızlar seçilir ve ip atlamaya başlarlar. Kızlar kendi aralarında oynarlarken, erkekler pek karışmazlar.

3. Oyun: Sarının önerisi ile eşleşerek önceden hazırlanmış değnek ve çelik ile “çelik çomak” oyununa başlarlar. Sayışmada kazanan takım sırayla değnek ile çeliğe vururlar. Bir süre oynanan oyunda kazanan oyuncuları kaybeden takım oyuncuları sırtlarında belirlenen yere kadar taşırlar.

4. Oyun: Bir daire çizilir, dairenin ortasına düz bir çizgi daha çizilir. Her oyuncu enek dedikleri bilyelerden birer veya ikişer adet sıra ile düz çizginin üzerine konur. Dairenin biraz ilerisine düz bir çizgi daha çizerler. Herkes bu çizginin arkasına geçer. Seçilen sıraya göre çizgiden enek bilyelere atılır. Yuvarlak çizgiden dışarı çıkan bilyeleri vuran kişi alır. Bir devir bittikten sonra tekrar enekler konularak oyun devam eder.

5. Oyun: Yine Sarı’nın önerisi ile bom oyunu oynamak için saymaya başlarlar. Üçerli sayılırken üç ve katlarında sırası gelen “bom” demez veya sırası gelmeyen bom derse oyundan çıkarılır. Son kalan kişi oyunun galibi olur. Sırasını ve sayıyı şaşırıp önce çıkanlara kahkaha ile gülerler. Bom oyunu üçerli, beşerli, yedişerli sayılarak devam eder.

6. Oyun: Arkadaşımı gördün mü? Oyun tekerlemesi ile saymaya başlanır. Saymanın son hecesi kimde biterse o ebe olur. Diğerleri bir isim belirler. Ebe el yordamı ile birine dokunur. Gözü açık olanlar ebeye boyu, saçı, pantolonu gibi sorular sorarlar. Ebe gözlerini açıp “buldum” diyerek seçilen kişiyi dairenin içine çekerek gözlerini bağlar. Oyun devam eder.

7. Oyun: Çocuklar kalabalık olunca “Zıkka” oyunu oynarlar. Sarı, sayarak yöneticiyi seçer. Üçerli iki gurup olurlar. Bir oyuncu yassı bir taşı eline alıp bir yüzüne tükürür. Karşı taraftan bir oyuncuya sorar. “Yaş mı, kuru mu?” “Kuru” der. Oyuncu elindeki taşı havaya atar. Yaş gelince, kuru diyen oyuncu duvarın dibinde duran yöneticinin bacakları arasına kafasını sokar. Sıra ile dizilen arkadaşlarının üzerine galip gelen oyunculardan Sarı hızlıca gelerek ilk eğilenin sırtına yerleşir. Diğer oyuncular da atlayarak sırtlara yerleşirler. Sırtlarda oturanlar neşe içindeyken, alttakilerde yorgun düşüp yıkılanlar olur. Pes diyerek oyunu bitirirler.

8. Oyun: Sarı’nın katılmadığı oyun çok azdır. Toplanan çocuklar Sarı gelince sevinerek yeni oyun seçerler. “Kuyu” dedikleri cumbara oyununda birleşirler. On santim genişliğinde beş santim derinliğinde bir çukur kazarlar. Bu kazılan çukurun yirmi santim uzağını çevreleyen yerde oyuncuların sayısından bir eksik çukur daha kazılır. Bu çukur da önceki çukurun aynı ölçülerindedir. Ebe seçmek için sayışırlar. Yüz sayısına denk gelen ebe olur. Diğerleri de bir kuyu seçerler. Birinci oyuncu, çukurun on metre kadar uzağında çizilen çizgiden çok zıplayan topu dikkatlice cumbaraya yuvarlar. Top cumbaraya değil de başkasının çukuruna girerse, çukurun sahibi topu alarak kaçan oyuncuların birini top ile vurur. Topu atan oyuncu vurulan oyuncunun sırtına binerek hedefe götürüp getirir. Vurulan oyuncu ebe olur, ikinci oyuncu topu çukura atarak oyunu yeniden başlatır. Top çukura girince ebe topu alarak hemen birinin sırtına atar. Vuramaz ise bu kez de oyun kurucu Sarı ceza olarak ebenin sırtına biner. Akşam olmuştur, oyun bittikten ve biraz dinlendikten sonra, oyunlarda lider olan Sarı, iki elinin parmaklarını kafes gibi yaparak, “bu ne hamam, herkes evine tamam” diyerek eve dönmenin işaretini verir.

Sayın Atılgan, 2020 Yılında yayınladığı “Gece gökkuşağını bekleyen çocuk”isimli kitabını imzalayıp bana da göndermiş. Bu kitabını okurken, 1950–60’lı yıllarına gidip geldim. Kendisine teşekkür ediyor, yazım hayatında Kırşehir’in tarih ve kültürü konularında daha yeni eserler vermesi dileklerimle başarılar diliyorum. 22.08.2020

https://www.kamanakhaber.com/wp-content/uploads/2020/06/REKLAM-ALANI.gif
YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.