Mustafa Kemal’le Kırşehir’den Ankara’ya

Yaşar Şahin
Yaşar ŞAHİN: Emekli öğretmen, Şair ve Araştırmacı. Bu zamana kadar çok sayıda gazete ve dergide makaleleri yayınlandı. Kaman tarihi, kültürü ve yaşantısı üzerine çok fazla kaynak ve bilgiye sahip.
20.01.2021
232
A+
A-

(22–27 Aralık 1919) I. BÖLÜM

Mustafa Kemal 8 Aralık 1919’da Sivas’tan Konya’da bulunan Kurmay Albay Fahrettin (Altay) Bey’e gönderdiği özel mektupta Temsilciler Heyeti’nin Kayseri-Kırşehir üzerinden yakında Ankara’ya gideceğini bildiriyor, bu gidişin özellikle gizli tutulmasını istiyordu. (Atatürk’ün Kurtuluş Savaşı Yazışmaları, Cilt 1, Sayfa 324, – Mustafa Onar)

Kayseri-Kırşehir güzergâhını seçmesinin nedeni, Kayseri ve Kırşehir’de halkın ulusal Kurtuluş Savaşı’na açık destek veren cemiyetler ve derneklerin olmasıydı.

30 Kasım’da Sivas’tan ayrılan 20. Kolordu Komutanı Ali Fuat (Cebesoy) Paşa, Mustafa Kemal ve Heyet-i Temsiliye’nin geçeceği ve konaklayacağı yerleri tespit etmek üzere işe başlar. 12 Aralık 1919’da Ankara’ya gelerek, Mustafa Kemal’e yol güvenliğinin olduğunu ve Ankara’da karşılama hazırlıklarına başladıklarını bildirir. (Milli Mücadele Hatıralarım, Sayfa 259-385 – Ali Fuat Cebesoy)

18 Aralık’ta Mustafa Kemal, Rauf (Orbay) Bey, Büyükelçi Ahmet Rüstem, Vali Mashar Müfit (Kansu), Hakkı Behiç Bey’ler ve çalışma arkadaşlarından oluşan Heyet-i Temsiliye Sivas’tan hareket eder.

Hava soğuk ve kar yağışlı. Bindikleri otomobil saatte 20-25 km hız yapabiliyor ve üstelik üstü de açık. Yol boyunca kara saplana, ite-kaka nihayet 19 Aralık akşamı Kayseri’ye ulaşılır. Ama Mahzar Müfit Bey’in içinde bulunduğu otomobil yolda kalmış, Kayseri’den giden yardımla o da gece yarısı Kayseri’ye ulaşır. Milli bir heyecanla karşılar Kayseri Ata’sını. Davul-zurna sesi uyandırır koca Erciyes’i, her yerde bayram vardır.

21 Aralık sabahı Kayseri Milli Süvari Kuvvetlerinin öncülüğünde Kırşehir’e hareket edilir. Mustafa Kemal ve Heyet-i Temsiliye’yi Kırşehir atlıları Topaklı’da karşılar. 22 Aralık 1919 Pazartesi günü de Mucur’da Kaymakam Cevat Bey ve Mucur halkı heyeti karşıladı ve kendilerine Hükümet Konağı’nı tahsis ettiler. Gece Mucur’da geçirildi ve sabah Hacıbektaş’a geçildi. Hacıbektaş’ta Bektaşi Dergâhı Lideri Çelebi Cemalettin Bey oturuyordu. Cemalettin Bey, Mustafa Kemal ve heyetini Hacıbektaş dışında Bektaşiler ile karşıladı. Cemalettin Bey’in bu hareketi Mustafa Kemal’e verdiği desteği gösteriyordu. Talat ve Enver Paşa’lar kendilerinin karşılanmalarını istediklerinde Cemalettin Efendi onları dergâhında karşılamıştı.

İstanbul Hükümeti ile ilişkiyi kesen Cemalettin Efendi, Mustafa Kemal ve Temsil Heyeti’ni sıcak ve içten konuk ederek, konağında ağırladı. Hacıbektaş Dede Postu Vekili Niyazi Salih Baba’nın akşam yemeği davetine gidildi. Gece Cemalettin Bey’in konağında geçirildi. Sabah Bektaşi Dergâhı’nın tam desteği alınarak Mucur üzeri Kırşehir’e hareket edildi.

Mustafa Kemal ve Temsil Heyeti’nin Kırşehir’e geleceğinin duyulması Kırşehir’de büyük heyecan yaratmıştı. Kırşehir atlıları Mucur ve Hacıbektaş’a kadar giderek Milli Mücadele’ye desteğini gösteriyordu.

Sivas Kongresi Kararları gençler tarafından elden ele dolaştırılarak, kahvelerde ve topluluklarda sesli olarak okunuyordu.

Reşat Özdeş Kırşehir Mutasarrıf Vekili Ali Hikmet Bey, Gençlik Derneği Üyeleri Nural ve Necati Bey’den bir karşılama programı yapmalarını istedi.

24 Aralık 1919 günü öğle üzeri Mustafa Kemal ve Heyet-i Temsiliye üyelerini iki yüz kadar Kırşehir atlısı Gölhisar Çiftliği yakınlarında karşıladı. Daha sonra da başlarında Kırşehir Mutasarrıf Vekili Ali Hikmet Bey olmak üzere halk da Kılıçlı Köprüsü’nde karşıladı. Coşkulu ve alkışlı bir karşılama ile cirit oyunları ve kurbanlar kesilip Yenice Mahallesi’ne gelindiğinde şimdi Gazi İlköğretim Okulu’nun bulunduğu yerde başlarında öğretmenleri olan öğrencileri görünce otomobiller durur, içinden inerler.

Gerisini bu Öğretmen Ömer Aydın Bey’in yayımcı Sırrı Kardeş’e yazdığı mektuptan okuyalım.

“Yavrum Sırrı.

O günler neydi? Birkaç günden beri ilimiz hudutlarına gelen Mustafa Kemal ve arkadaşlarını görmek, O’nun kurtarıcı varlığında ümitsiz, neşesiz ruhlarımızı yıkamak bizim için en büyük ihtiyaçtı. Talebelerimizle birlikte yağmurlu bir günde onları karşılamak üzere Yenice Mahallesi’ne gittik. Kılıçlı Köprüsü’ne kadar mini mini yavrularımızla gitmemizi yağmur engellemişti. Bankacı Sadık Efendi’nin evini dönen atlıyı görünce heyecanımız son haddini buldu. “Müdür Bey geliyorlar!” diyen atlı sözünü bitirmeden otomobiller sokağın kıvrımından göründü. Talebelerin önüne gelince durdular, indiler. Artık içimdeki zehirde, azapta bir hafiflik ruhumu kavuran elemde tatlı bir teselli hasıl oldu. Engin mavi gözleriyle hepimizi süzen Mustafa Kemal’i çocuklarıma şu sözlerle takdim ettim.

Aziz yurdumuzu çizmeleriyle kirleten düşmanı kovmak için, canlarını ortaya koymuş, tarihin en şanlı sayfalarına giren milli kahramanlarımızdandır. Onları sizlere tanıtmakla bir ders daha vermiş oluyorum. Yurt için çalışanları nesiller unutur mu dedim. Bu sözlerime teşekkürle yollarına devam ettiler.” (Heyeti Temsiliye ve Mustafa Kemal Kırşehir’de, CHP Halkevleri Bürosu Yayınları, Ulus Basımevi 1950, Sayfa 25 – Sırrı Kardeş)

Şehre geldiklerinde Hükümet Binası’na, Belediye’ye, İdadi Okulu’na ve oradan da Gençler Derneği’ne gittiler. Gençler Derneği’nce onurlarına verilen çayı içtiler. Mustafa Kemal burada bir konuşma yaptıktan sonra derneğin iç tüzüğünü inceleyip deftere hatıra olarak şunları yazıp arkadaşları ile imzaladı:

“Kırşehir gençlerinin vatanımızda gençliğin kıymetli bir temsilcisi olduklarını ispat edecek efkâr-ı metine ve musibe ile mütehalli bulunduklarını kanaatiyle yâz-ı ile imza eyleriz. 24 Kanun evvel 1335 (24 Aralık 1919) Mustafa Kemal, Hüseyin Rauf, Mahzar Müfit, Ahmet Rüstem, Hakkı, Behiç.

Atatürk’ün Kırşehir Derneği’ndeki söylevi bir tarihi belge olarak Atatürk’ün sağlığında 30.08.1936 tarihli Kırşehir Gazetesi’nde yayınlanmış, Türk İnkılâp Tarihi Enstitüsü tarafından tarihi belge olarak alınmıştır. (Gençler Derneği Defterine Yazdığı El Yazması, Atatürk’ün Kurtuluş Savaşı Yazışmaları, Cilt 1, Sayfa 337, Belge No: 434 – Mustafa Onat)

Heyet gece yatması için Kuşdili Mahallesi’nde Kılıçözü Çayı kenarındaki Sayit Efendioğlu, Mustafa Efendi (Ekici)’nin konağına gidildi. Gece şehirde fener alayları tertiplendi. Atanın kaldığı konağın önüne gelen fener alayı mensuplarından Ömer Aydın (Genç) Bey’in bir taşın üstüne çıkarak yaptığı konuşmayı konağın balkonundan dinleyen Mustafa Kemal şöyle karşılık verdi:

Bu milletin içinden çıkan bir Kemal:

“Vatanın bağrına düşman dayamış hançerini, yok imiş kurtaracak bahtı kara maderini” demiş.

Gene bu milletin bağrından çıkan, milletimizin asalet ve kahramanlığına dayanan bir Kemal’de diyor ki:

“Vatanın bağrına düşman dayasın hançerini, elbet bulunur kurtaracak bahtı kara maderi” dedikten sonra Atatürk şöyle devam eder:

“Aziz ve mübarek vatanımızı kurtarmak için bütün münevverler herkesin hazır olması lazım. İstanbul’a gitmeyeceğiz. Anadolu en büyük hazinedir. Sine-yi vatanda ihtilas çarelerini beraberce ölünceye kadar aramaya, temin etmeye çalışacağız. Kırşehirlilerin duyguları hepimizin müşterek duygusudur. Sizlerin bu asil duyguları bizi çok mütehassıs etti. Ben ve arkadaşlarım sizleri sevgi ile selamlarız.”

Mustafa Kemal ilk defa Kırşehir’de Namık Kemal’in dizelerini değiştirerek okuyordu. Milli Mücadele’nin Anadolu’dan verileceğinin kararındaydı. Mustafa Kemal ve arkadaşları sabah erkenden (06:00) Kırşehir’den Kaman’a hareket ettiler.

İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR  Kaman’da İsyan Yaşanmadı

MUSTAFA KEMAL KAMAN’DA

25 Aralık 1919 günlerden Perşembe.

Ulusların yaşamlarında önemli dönemeçler vardır. Bunların bazıları yıkımların başlangıcı, bazıları da mutluluğun habercisidir. Mutluluğu kurtuluşa giden ışıklı yol üzerinde atasını konuk eden Kamanlıların en büyük günü bugündür.

25 Aralık 1919 Mustafa Kemal ve Temsil Heyeti Kaman yolunda.

Baranlı Dağı’ndan doğan güneş ışıkları Bağdat yolunu her zamankinden başka aydınlatıyordu. Yolun yolcusu umut, Türk Milleti’ne kurtuluş yolunu gösteren ve bizi bu günlere eriştiren Mustafa Kemal, özlenen insan, onun adı bayrak olmuştu Kaman’da, tüm yurtta.

Yediden yetmişe kadar tüm Kamanlı yollara dökülmüştü. Atlısı yayanı koç yiğitler, yağız delikanlılar sırtlarında martinleri, altlarında atları, hepside Kuvay-ı Milliye’ci, Mustafa Kemal’ci. Ortalık ışımadan tutmuşlar yolu, bekleşirler Sofular (Aydınlar) köyünde.

“Üstü açık bir otomobil,

Döndü Kırşehir kavşağını.

Cemre düştü havaya toprağa,

Umut en ürkek ruhta bile,

Neredeyse meyveye duracak.”

“Kurtuluş Savaşı Destanı – Orhan Asena”

Kırşehir atlılarından nöbeti devralan Kaman atlıları eşliğinde Darıözündeki hana gelinir. O zaman yol Kaman’ın altından geçmekteydi. Kocapınar mevkiinden (TMO altı) Kaman’a çamurlu bir yol vardı.

Kocapınar’da bir şenlik. Kaman halkında bir heyecan.

Kaman Müdafa-i Hukuk Cemiyeti Reisi Bektaşoğlu Ali Çavuş, üyeler Çakıroğlu Musa Kahya, Karaömeroğlu Mehmet Efendi, Evişoğlu Hüseyin ve bucak halkı, atlısı, yayanı hızlı hızlı Kocapınar’a vardılar. Konukları öyle sıradan konuklar değil, yarının Türkiye’sinin kurucularıydı. Yapılan karşılamadan sonra emişyerinden (Hububat Pazarı – Gazi Caddesi) Kaman’a yüzlerce atlı eşliğinde girdiler.

O günleri yaşayanların anlatımı:

Safhaoğlu Hasan Hüseyin (Şahin): “Mustafa Kemal ve Temsil Heyeti’nin geleceğinden haberimiz vardı. Bir gün önce Müdafa-i Hukuk Cemiyeti Başkanı Bektaşoğlu Ali Çavuş tüm sülalelerin önde gelenlerini odasına çağırdı. Herkes orada idi. Bizlere odalarınızı açın; yemek hazırlığı, atların yem hazırlığını eskizsiz yapıp hazırlayın talimatını verdi. sabah karşılamaya gidecek gençlerden atlı ve silahlı olanları tespit edilerek sabah namazından önce yola çıkılacağı tembih edildi.

Evlere gidip hazırlığa başladık. Tavuklar, davarlar, danalar kesildi. Asikler (Kadınlar) yemek görmeğe (yapmaya) başladılar. Ocaklar vuruldu (hazırlandı) aşlar kaynadı, topalaklar (sulu köfte) döküldü, yapraklar sarıldı, kurular haşlanıp (patlıcan-biber kurusu) dolduruldu, mantılar döküldü sabaha kadar hazırlıklar sürdü.

Sabah erkenden hareketlilik başladı. Atlılar gitti. Çarşı şimdiki Sebze Pazarı’nın Ömerhacılı Caddesi kısmıydı, Manıca’nın üstü. İki katlı kerpiç karakol, Battal Çavuş’un (Güzelküçük) konağı, Gözüküçük’lerin (Güzelküçük) nalbant, demirci dükkanı, çolak berber, Ali Çavuş’un ve Abidin Hoca’nın dükkanları, birde bizim (Safhalar) köy odası, orta alanda da asırlık dut ağaçları, Başpınar suyuda havarlardan akar dururdu.

Günün ağarmasıyla birlikte halk çarşıya doluşmaya başladı. Yaşlısı hastası, çoluk çocuğu çoğunluğu kadında. Balkan Harbi, Yemen, Kafkas Cephesi, Çanakkale erkek mi koydu. Ayaktakilerde bedelli (para yatırıp askere gitmeyenler), asker kaçakları, çeteler birde yeni yetmeler…

Kaman o zaman üç mahalleydi. Sarıuşağı, Orta birde Aşağı (Çiftlikli) Mahalle.

Battal Çavuş’un konağın önüne Sarıuşağı Mahallesi doluştu; Sarılar (Sarıoğlu), Go Osmanlar (Gök), Pakırbaşlar (Altun), Hubular (Başarır), Yumuklar (Göçmen), Kureçiler (Kırıklar).

Orta Mahalleli de bizim (Safhalar) odanın önünde; Safhalar (Şahinler), Gaffarlar (Kaya), Torunlar (Dağ), Gözüküçükler (Güzelküçük), Beyicioğulları (Bezirci-Karakılıç-Başpınar), Fakılar, Hacıosmanlar (Piri), Demirciler (Demir), Aykutlar (Aykutlu), Çopurlar (Akkoç), Mılla Musalar (Aygün-Aygüneş-Sapasüren), Kurtoğulları (Bahat-Bahadır-Hatipoğulları), Çerkezler (Aydın), Göçmenler.

Aşağı Mahalle de emişyerinin üstüne (çarşı camiinin altı) toplandılar; Bektaşoğulları (Bektaş), Kirikler (Özdemir-Türkeri), Ahlatlar (Ahat), Karaevliler (Yazar), Çakırlar (Çakıroğlu-Çakır), Mıdılışlar (Taşkın), Atçekenler, Pireçavuşlar (Toyran), Vaydeler (Uğur), Mıllalar (Kaman), Alimeler (Tural), Evişoğulları (Erişti), Camızuşağı (Yaman), Yahyabeyler (Turgut), Ilgarlar, Karacaoğulları.”

İşte 25 Aralık 1919’un sabahı Kaman. Bağrı yanık Anadolu halkı ayakta. Sekiz belikli, allı mavili yeşil fistanlı kızlar, üç etekli kutnu kumaşlı kadınlar, yarı çıplak yalın ayaklı çocukların gözlerinde ümit beklentisi soğuktan titriyorlar. Salkım söğütler sallanıyor, dikine uzamış kavak sağa sola savruluyor, asırlık cevizler sanki kurtuluşu müjdeliyordu.

Geliyorlar! Geliyorlar! Sesi ile herkes yola döküldü. Başta Mustafa Kemal ve Ali Çavuş arkalarında yüzlerce atlı çarşıya geldiler. Atlılar Manıca’nın başına toplandılar. Mustafa Kemal burada Kamanlılara şöyle seslenir: (Mahzar Müfit Kansu’nun kaleminden) “Köyünüz ne kadar güzel. Meyve ağaçları da ne bolmuş. Kim bilir, yazın havası ne serin hoş olur. Yurdumuzun her yanı böyle meyve ağaçları ile dolsun isteriz. Şu cennet gibi köyünüzün içinde düşman çizmelerinin dolaşmasına hanginiz, hangimiz razı oluruz. Düşman işgali altında, Fransız işgali altında, İngiliz işgali altında vatandaşlarımızın hepsi memleketin felaketine çare bulacak durumda değildir. Düşmanlarımız hile ile bizleri ortadan kaldırmak istiyorlar. Sizlere güveniyoruz. Bu felaket sona erecektir.”

Kamanlılar: “İnşallah Paşam! Sen ne dersen biz ordayız!” diye haykırdılar.

Bu sırada Koçhisar yolundan (şimdiki Ömerhacılı Caddesi) mezarlıklar (Liselerin, Kültür binasının, Kütüphanenin ve Halk Eğitimin bulunduğu yerler) arasından 10-15 atlı alana girdi. Herkes o tarafa baktığı sıra Ali Çavuş: “Paşam köylerden gelenler” deyince.

Mustafa Kemal onlara: “Niye zahmet ettiniz? Şu kış kıyamette? Hoş geldiniz” deyince.

“Seni görmeye geldik Paşam! Yolunda ölmeye geldik” dediler. Meydan hep birlikte aynı sözü haykırınca da Mustafa Kemal: “Yalnız vatan yolunda ölünür. Ben ve arkadaşlarımda bu yolda ölmeye hazırız” dedi.

Konukları her ev ağırlamak istiyordu. Atlılar odalara alındı.

Mustafa Kemal ve Rauf Orbay Ali Çavuş’un Hacıpınar’daki Konağı’na gittiler.

Konağa gelindiğinde çocuklar; “Yaşa Paşam” diye bağırırlar ve konağa girerler.

O günü yaşayan ve konağın sahibi Ali Çavuş’un kardeşinin oğlu 1322 (1906) doğumlu Mehmet Bektaş’ın anlatımı:

-Ben 13-14 yaşlarında idim. Konağa yaşlıların yanında çoluk çocukta dolmuştu. Amcam Ali Çavuş gereksiz kalabalık yapıyorlar diye çocukları azarlayıp uzaklaştırmak istedi. Bunu gören Mustafa Kemal Paşa:

‘Bırak, Bırak! Onları, onlar ilerde bize lazım. Düşmanı sizlerle yeneceğim. Cumhuriyet’i onlarla kuracağım’ deyip kalktı birkaçının saçını okşayıp gönülleri aldı. Her 23 Nisan ve Cumhuriyet Bayramlarında Atamızın bu davranışı gözümün önüne gelir.

Yan odada kim kalıyor diye sorunca, amcam;

-‘Aşar memuru Kırşehirli Mahmutoğlu Hacı Mehmet Efendi’ diye cevaplandırınca çocuklar;

-‘Ondalıkçı Paşam’ dediler.

(Aşar: Köylüden ürettiğinin onda birinin vergi olarak alınması)

Mustafa Kemal, öşür almayı ve aşar memurluğunu beğenmediğini ifade etti. Aşar memuru başka yere misafir olarak alındı.

Çocuklarda o odaya geçtiler. Bir ara Mustafa Kemal yanlarına gidip sohbet eder.

Keskin-Kırşehir Kuvay-ı Milliye Reisi Hamit’li Rıza Bey’in geldiği haberi üzerine de çocuklara:

İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR  Suçlu Bulundu!

-‘Haydi misafirimiz geliyor karşılayalım’ der ve odadan çıkarlar.

Rıza Bey’i konağın merdivenlerinde karşılayıp çocukların boşalttığı odada ikisi baş başa bir süre görüşürler ve Rıza Bey konaktan ayrılır.

Mustafa Kemal oturulan odaya gelince:

-’Paşam, yaş ve rütbece sen Rıza Bey’den büyüksün. Neden ayakta karşılayıp uğurladın?’ Diyenlere;

-‘O benim misafirim. Türk geleneğinde misafir oturarak karşılanmaz’ der.

Bu sırada yer sofrası hazırlanır. Mustafa Kemal Ali Çavuş’a ‘sen git nöbeti tut ta asker yemeğini yesin’ der. Sofradaki tavuklu pilavın tavuğunu elleriyle parçalayıp budları askere verir, kendisi de kanatları alınca Rauf Bey (Orbay);

-‘Paşam beyaz göğüs eti dururken neden kanatları yiyorsunuz?’ Dedi.

Mustafa Kemal -‘Uçacağız da ondan Rauf’ cevabını verir.

Bu sözler sofradakilerce Mustafa Kemal ile Rıza Bey’in görüşmesinden işlerin iyi olmasına yorumlanır.

Sonra sohbete geçilir. Sohbetler sırasında, Mustafa Kemal Ali Çavuş’a ‘sen İstanbul’a gitmişsin durum nasıl’ diye sorar. Ali Çavuş şöyle karşılık verir;

-‘İstanbul’da hükümet başına buyruk değil. İngilizler ne derse onu yapıyorlar. Başkaları da işe karışmış, durum hiç iyi değil’

Mustafa Kemal Paşa’da;

-‘Bunları gören ve anlayan bir kişi olarak halkada anlatın. Onlarda anlasın memleketin halini.’

Araştırmacı-Yazar hemşerimiz Hasan Kıyafet’te; Dedesi Muhacir Emrah’tan dinlediklerini aktarıyor:

-‘Ortalık kar kış, Mustafa Kemal Ali Çavuş’un konağına gelmiş, herkes oraya gitmiş. Çevreye gözcüler konmuş, koyun kuzular kesilip her evden tepsi tepsi yemekler gelmiş, izzet ikramlardan sonra bir ara Mustafa Kemal ihtiyaç için dışarı çıkmış yol göstermeye Dedem çıkmış. O sıra tuvalet içerde değilmiş. Yüz numara ta avlunun dışında, dışarı ab ak kar. Biraz gidince Mustafa Kemal çöküp şey etmiş. Yüz numaraya gidemeyişini orada bulunanlar tabansızlığa yorarlar. Ali Çavuş, büyük adamın düşmanı çok olur. O düşmandan, tuzaktan çekindiği için gitmedi der.

“İl il Türkiye Ansiklopedisi, 40 Kırşehir, Sy 626 – Hasan Kıyafet)

Odaya gelince, konakta her şeyi düşünmüşsün yalnız bir eksiğin var. En önemli şey tuvaleti unutmuşsun eleştirisini de Ali Çavuş’un yüzüne söyler.

Yol azığı iki hindi kızartılarak Mustafa Kemal’in çavuşuna teslim edilir. 26 Aralık 1919 sabahı kapalı ve yağmurlu bir havada Mustafa Kemal ve Temsil Heyeti Kamanlıların coşkulu sevgi ve bağlılık gösterileri ile yola çıkılır.

“Hakkımızda devlet vermiş fermanı / Ferman Padişah’ınsa dağlar bizimdir” diyen Dadaloğlu’nun Kaman’da Ziyarettepesi’ndeki mezarının bulunduğu tepeden üç otomobil Ankara’ya Milletin Meclisi’ni açmaya ve Mustafa Kemal’in en büyük eserim dediği Cumhuriyet’i ilan etmeye gidiyordu.

Kaman atlıları Keskin atlıları yola dünden çıkmışlardı Hamitli Rıza Bey’in komutasında. Yol güvenliği ve karşılama hazırlığını yapmaya.

Ankara Müdafai Hukuk Cemiyeti Reisi Mehmet Rıfat (Börekçi) Efendi Keskin Müdafai Hukuk Cemiyetine gönderdiği 20.12.1335 (1919) tarihli ve 2375 nolu acil telgrafla “süvarilerin istikbal merasiminde hazır bulunmaları” istenmiştir.

(Ankara ve Çevresinde Milli Faaliyetler ve Teşkilatlanma – Sayfa 82, Bayram Sakallı)

27 Aralık Ankara Dikmen sırlarında Mustafa Kemal ve Temsil Heyeti’nin karşılayanlar arasında Rıza Bey ve Kaman-Keskin atlıları yerini almıştı.

Tarihçi Enver Behnar Şapolya şöyle anlatıyor: Mustafa Kemal ve Heyeti Ankara Dikmen sırtlarında Seymen Alayı’nca karşılandı. Bu Seymen Alayı beş-on kişilik topluluk değil, Orta Anadolu Türklerinin ortaklaşa coşkusuydu. Seymen Alayı’nın arkasında Ankara’da bulunan dernekler ve topluluklar düzülmüştü. Onların arkasında çevreden gelen yedi yüz insan ve üç binden fazla atlıdan oluşan Seymen Alayı.

Seymen Alayı düzülmesi: bir Oğuz Türkleri geleneğidir. İslamiyet’ten sonra Ahilerce tarih boyunca üç kez Seymen Alayı düzüldüğü görülmüştür.

İlki Selçuk Bey’in Han seçildiğinde. İkincisi Osman Bey’in Bey seçildiğinde. Üçüncüsü de Mustafa Kemal’in Ankara’ya gelişinde.

Halk bu günü Osmanlı Devleti’nin yıkılışı, yeni bir devlerin kuruluşu olarak görüyordu.

Mustafa Kemal Ankara’ya girerken otomobilde şöyle mırıldanır:

“Felek her türlü eshab-ı cefasını toplasın gelsin

Dönersem kahpeyim millet yolunda bir azimetten.”

Arabada bulunan Ankara Valisi Yahya Galip: “Bir emriniz mi var, Paşa Hazretleri” der.

Aynı arabada olan Ali Fuat (Cebesoy), Mustafa Kemal’in öğrencilik yıllarından beri Namık Kemal’in şiirlerini ezbere okuduğunu ve ne yapacağını bilmektedir.

(Sınıf Arkadaşım Atatürk, Cumhuriyet Gazetesi Yayınları – Ali Fuat Cebesoy)

“Ankara şimdi beyni ,Kurtuluş kavgasının

Bu kavga ki canlar, canlar, canlar pahasına

Yalnız onurumuzu değil, Canımızı da kurtaracak.”

(Kurtuluş Savaşı Destanı – Orhan Asena)

Milli Mücadele boyunca Kırşehirliler bağımsızlık yolundan ayrılmadılar.,

Rıza Bey Kimdir:

Kaman’ın Hamit Kasabasından olup, Cerit Aşireti beylerindendir. Ankara Keskin yöresinde Ermeni örgütlenmesine karşı oluşturduğu güçleri giydirip kuşatıp 600 atlısı ile Milli Mücadeleye katılan ilk Kuvayi Milliye Reislerindendir.

Padişah yanlısı Ankara Valisi Muhittin Paşa’nın Çorum, Amasya, Kastamonu Valileri ile işbirliği yapıp, gönüllü asker toplayıp Sivas Kongresi’ni basma hazırlığı içerisinde iken Sivas’daki Temsil Heyeti Ankara’da bulunan Kolordu Komutunı Ali Fuat Cebesoy’a  gerekli tedbir alması bildirilir. Ali Fuat Cebesoy’un tedbirleri yetersiz kalınca bu kez aynı istek Rıza Bey’e bildirilir.

Rıza Bey Kaman çeteleri ve Keskin Kuloğolu çeteleri ile işbirliği yaparak Kırıkkale  Kızılırmak üzerindeki Kılıçlar Köprüsünde Muhittin Paşa ve topladığı gönüllü askerleri ile birlikte teslim alır.

Muhittin Paşa, Hamit Kasabası’na getirilip, güvenlik açısından Hacımirze Köyünde göz hapsinde tutulduktun sonra Sivas’taki Temsil Heyetine teslim edilir.

Mustafa Kemal’in Ankara’ya gelişinde Kırşehir-Ankara arası yol güvenliğini adamlarıyla sağlamıştır.

Son Osmanlı Mebusan Meclisi Keskin Milletvekili, I.TBMM Kırşehir Milletvekili, Milli Savunma Komisyon Üyesi.

Yunan güçlerinin Bursa’yı işgali üzerine TBMM’de yaptığı konuşmada Yunan güçlerini kendisine bağlı adamları ile durduracağını savunmuş, Kırşehir – Keskin hapishanelerini boşaltarak yöreden topladığı gönüllülerle Kırşehir Alayı oluşturup Bozüyük – İnegöl Cephesinde General Kazım Özalp komutasında düzenli ordu kurulana kadar altı ay savaşmıştır.

Güçleri ile Kırşehir’e gelen Rıza Bey, hapishaneden boşalttığı mahkumlara af çıkararak hükümete müracaat etmiştir. Hükümetin askeri kayıtları olmadığı için af edilemeyeceklerini bildirmesi üzerine hükümetle ters düşüp, muhalif grupta yer almıştır.

II.Dönemde milletvekili olamayan Rıza  Bey, İstanbul-İzmir arasında çalışan Kırşehir adlı vapurunu satarak Hamit Kasabasında bir çiftlik satın almış ve  çiftçilik yapmaya başlamıştır.

Bu arada kendi aşiretinden birtakım kimseler Rıza Beyin  Doğu Anadoluda Şeyh Sait İsyanı benzeri İçanadoluda isyan hazırlığında olduğunu  söyleyerek şikayette bulunmuşlar ve aynı zamanda dönemin İstiklal Mahkemesinde şahitlik dahi etmişlerdir. Vatana ihanet, Cumhuriyet yönetiminin kaldırılması ve devlet erkanının öldürülmesi amacıyla çeteler kurmak suçundan Ankara İstiklal Mahkemesi’nce yargılanmış ve idama mahkum edilmiştir. İdamı ise 10 Ocak 1926’da infaz edilmiştir.

İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR  Saltanat’tan Cumhuriyet’e

Milli Mücadelede Kaman Kırşehir adlı araştırmamda görüştüğüm ve o günleri yaşayanların tümü Rıza Bey’in suçsuzluğuna inanmaktadırlar. Kaman Orta Mahallesinden Sait Baltacı da Rıza Bey’in idamını duyan Aşık Sait’in oğlu Aşık Seyfullah’ın  şöyle söylediğini anlattı:

Attan iner otomobile binerdi,

Beş dakikada Kırşehir’e inerdi,

Hak–millet yolunda yelerdi,

Kara Beyim (Rıza Bey) bir geldi geçti vay!

Mustafa Kemal Yeniden  Kırşehir Yolunda

(1 Şubat 1934) II. BÖLÜM

Mustafa Kemal Kaman Yolunda

                                               Bir Şubat günü,

                                               Bozkırın ortasında.

                                               Yalnız bir adam,

                                               Mustafa Kemal.

                                                                                              Kar, soğuk, çamur,

                                                                                              Mandalar boyundurukda.

                                                                                              Haydi der de Dedem,

                                                                                              Mustafa Kemal bu,yolda mı kalır?

                                               Yolu aydınlık,

                                               İnanç iman dolu.

                                               Sen onu iyi tanı,

                                               Ey Türk kızı, oğlu.

                                                                                                                                                                                            Yaşar Şahin

Eğitimci, eski Hasanoğlan Köy Enstitüsü ve İlköğretim Genel Müdürlerinden rahmetli Rauf İnan’dan dinlemiştim. 1 Şubat 1934 Çankaya Köşkü vakit gece yarısı Mustafa Kemal ve arkadaşları masa başında. Bir telgraf getirirler. Telgrafı okuyan Mustafa Kemal;

-Patinlerimi, kabutumu (palto) getirin, arabayı hazırlayın Kırşehir’e gidiyoruz.

Masadakiler korku ve heyecanla, bir şey mi var Paşam? Sorusuna,

-Daha ne olacak, benim öğretmenim sırtında karatahta köy köy, mahalle mahalle, oda oda gezip ders verecek; bizde oturup maaşını veremeyeceğiz. Oturamayız beyler…

Telefonla Milli Eğitim Bakanı bulunur. Mustafa Kemal nedenini sorar. Bakan;

-Efendim her taraf kar, posta gitmemiş veya gecikmiş… Cevabına öfkelenen Mustafa Kemal;

-Şimdi kar bizi esir mi aldı? Ben gideceğim. Hem de yolları aça aça.

Milli Eğitim Bakanı köşke geldiğinde Mustafa Kemal çoktan Bâla-Kaman yolundadır.

Kılıç Ali Paşa anılarında şöyle der:

“Mevsim kış, hava fena halde yağışlı ve soğuk. Gece yarısı uykumun arasında telefon çaldı. Başyaver, köşkten, derhal seyahate çıkılıyor, geliniz emrini aldım. Saate baktım, vakit gece yarısını hayli geçmişti. Hemen köşke gittim. Meğer Kırşehir Muallimleri (öğretmenler) birkaç aydır maaş alamadıklarını bildirmişler. Mustafa Kemal niçin öğretmenler birkaç aydır maaş alamıyor diye sorunca, vekil bey, havalar kış belkide posta ondan gecikmiştir nevinde bir şeyler söyleyince Mustafa Kemal, ya şimdi muhasaradayız öyle mi? Şimdi kalkar gideriz. Hemde yolları aça aça. Kırşehir’de öğretmenlerinde dertlerini dinleriz deyip düşmüş yollara gece yarısı… Yollar karlı, hava sisli. Bir ara yolu da şaşırıp bir köy kahvesine sığındık. Saç sobayı yaktırıp ısındık. (Atatürk’ün Hususiyetler, Cumhuriyet Gazetesi Yayınları -Kılıç Ali)

Köylülerin, sabah olsun hayır olsun. Misafirimiz olun, sözlerine; Mustafa Kemal, yolcu yolunda gerek der. Otomobilde ise, Kırşehir muallimlerine maaş gerek diyerek yolculuk karlar içinde devam  eder. 1 şubat Perşembe günü sabahı otomobil Kaman’da Kocapınar mevkiinde Başpınar sularının çamur yaptığı Kovalı üstünde (şimdiki TMO altı) çamura oturur. Tüm uğraşlara rağmen çıkaramazlar otomobili.

Gerisini o günleri yaşayan Kamanlılardan dinleyelim.

Körkızın Haydar (Aygün) : Eniştem Safhaoğlu Tahir (Şahin) ölmüştü. Teyzemin çift-çubuk, hayvanlarına ben bakıyordum. 1 şubat 1934 Perşembe günü sabah erkenden Karakol bekçisi geldi. Mustafa Kemal Paşa yolda kalmış. Camızları (Mandalar) götürüp çıkaracağız dedi. Camızların boyunduruğunu yükledim bekçinin sırtına, bende sap kendirini aldım. Sürdük camızları Emiş yerine vardığımızda Dedelerin (Atâlar) camızlarını koşup çıkarıyorlardı. Bende camızları Yassıçayır’a sürüp yanlarına vardığımda Darıözü’nde Han’da kalabalık toplanmıştı. Mustafa Kemal yanımızdan geçerken benim saçımı okşayıp sırtımı sıvazladı. Demek ki, benim yardıma geldiğimi görmüştü. Celal Atik, Yaşar Doğu gibi dünya şampiyonları ile güreştim. Düğünlerde çok bölgemiz güreşçilerini yenip sırtım sıvazlanmıştı. Ama, hiç böyle gurur duymamıştım.

Dedelerin çiftlik evinden gelen kahvaltı sofrası yere hazırlandı. Sofraya buyur edilince Mustafa Kemal Paşa, “Kaman insanını bilirim. Sofrası açık gönlü bol insanlardır. Bu sofra kimden” diye sordu. Dedelerin Mustafa’dan Paşam cevabını alınca da: “Dede Ata demektir. Ata evladını düşünür. Sağ olsun” dedi.

21 Haziran 1934 Soyadı Kanunu ile Dedelerin Mustafa ve akrabaları Atatürk’ün bu “Ata” sözcüğünü kendilerine soyadı olarak alırlar ve bu güne kadar bu soyadı taşımaktadırlar.

Otomobili çıkaranlardan ve bu gün hayatta olan Kadıoğlu Sıddık (Toyran) ile 22 Ağustos 2002 tarihli görüşmemde ise bana şunları anlatıyordu:

“Eniştem Dedelerin Mustafa’nın çiftlik evinde (1 Şubat 1934) idik. Sabah erken kalkmıştık. Kadınlar ekmek (yufka) yapıyorlardı. Darıözü Han’dan Şevket Çavuş haber salmış, Mustafa Kemal Paşa’nın arabası yolda kalmış yetişsinler deyi. Camızları alıp çiftçi-çoban koşuşturduk. Otomobili camızları koşarak çıkarttık, Mustafa Kemal sağ olun deyip, isimlerimizi sorup yazdırdı. Gidince Ankaraya, bize verilmek üzere Kaman Belediyesi’ne para çıkartmış. İki-üç ay sonrada müfettiş yollayıp soruşturmuş. Verilmediğini tespit edince de sorumluları mahkemeye verdirip hepsini ağır ceza ile cezalandırdı. Meğer gelen parayı kendileri alıp, biz aldık gibi göstermişler. Ah! O başka idi… Keşke, onun gibi şimdikiler de olsa.”

Gerçekten de Kaman’da bu öykü, yaşlılar arasında sık sık sohbet konusu olup ders çıkarılır. Şevket Çavuş’un (Aslan) handa bir müddet istirahata çekilirler. Burada içtiği suyu çok beğenir. Şevket Çavuş’un torunlarından Eşe (Ahat) ile (18 Aralık 2002) yaptığım görüşmede:

“Biz (Aslan) ailesi olarak bu pınara o günden sonra Paşapınarı deriz. Bu günde torunlarımızda o pınarın adını Paşa Pınarı olarak söylerler.”

Öğleden sonra Kırşehir’e gitmek için Han’dan dışarı çıkılır. Toplanan kalabalık ile kısa bir sohbet yapılır. Bir ara elini kaldırıp Sultaşa’yı (şimdiki Ziraat Bahçesindeki tepeyi) gösterir ve Valiye, Kaman Belediye Başkanı’na Ankara yolunun buradan geçirilmesi talimatını verir.

Kaman halkı Darıözü-Körmenli arasını imece usulü ile kendisi kazma kürek çalışarak yapar ve bu yola Atatürk yolu derler. Kaman Belediyesi de bu caddenin adına Atatürk Caddesi adını verir.

Akşama doğru Kırşehir’e varılır. Doğruca Muallimler Cemiyeti’ne gidilir. Öğretmenlerin sorunları dinlenir, Ankara’ya gidince de öğretmenlerin maaşları Özel İdare ödemesinden çıkarılıp Emekli Sandığı’nca verilmesi karara bağlanır.

2 Şubat sabah kahvaltısından sonra Yozgat’a gitmek üzere Kırşehir’den ayrılırlar. Atatürk’ün Yozgat’a geleceğini öğrenen Yozgat Valisi Bekir Sami (Baran) Bey yolların karını Göllü Köyü’ne kadar ayıklatır.

Soyadı Kanunu’nda Mustafa Kemal Atatürk tarafından Bekir Sami Bey’e Baranı Dağı’nın adı olan Baran soy ismi verilmiştir.

Bekir Sami Baran, 1935-1945 yılları arasında Kırşehir Valiliği de yapmıştır.

YAZARIN EKLEMİŞ OLDUĞU YAZILAR
YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.